Yola Çıkan Varır

Bazen insan yola çıkarken arkasına bakar. Kaç kişi var diye sayar. Destek var mı, güç var mı, kalabalık var mı diye düşünür. Oysa hakikatle başlayan yolların çoğu kalabalıkla başlamaz. Tarihe bakarsan bunu çok net görürsün. Muhammed Efendimiz yola çıktığında yanında ordular yoktu. Bir şehir, bir düzen, köklü alışkanlıklar ve güçlü kabileler karşısında birkaç insan vardı. İlk inananlara bakarsın; Hatice bint Huveylid, Abu Bakr, Ali ibn Abi Talib… Bir elin parmaklarını geçmeyecek kadar az insan. Dışarıdan bakan biri için bu yolun başarıya ulaşması mümkün görünmezdi. Çünkü insanlar çoğu zaman hakikati değil, kalabalığı ölçü alır. Kalabalık varsa güçlü zannederler, kalabalık yoksa o işin yürümeyeceğini düşünürler. Oysa hakikat başka bir ölçü ile yürür. Hakikat sabırla yürür, inançla yürür, kararlılıkla yürür.

Bir tohum düşün. Toprağa attığında küçücük bir şeydir. Hatta çoğu insan o tohumu görse önemsemez. Ama o küçücük tohumun içinde koskoca bir ağaç gizlidir. O ağacı görmek için sabır gerekir. Su gerekir, emek gerekir, zaman gerekir. Hak yolunda yürüyen insan da böyledir. Başlangıçta küçüktür, azdır, hatta bazen yalnızdır. Ama yürüyüş doğruysa zamanla kök salar, dallanır ve büyür. İnsanların çoğu ise ağacı görmek ister ama tohumun sabrını göstermez. O yüzden çoğu insan yola çıkmadan önce kalabalık arar. Oysa gerçek yolculuklar kalabalıkla değil, kararlılıkla başlar.

Hayatta da böyledir. Büyük görünen her şey küçük bir başlangıçtan doğar. Bir fikir önce tek bir insanın zihninde doğar. Sonra bir kişi daha inanır, sonra bir kişi daha… Zaman geçer, o fikir büyür, yayılır ve bir harekete dönüşür. Ama o ilk adımı atan insan çoğu zaman yalnız yürür. Çünkü insanlar genellikle sonucu görünce gelir, başlangıcı ise az kişi taşır. İşte bu yüzden eski bir söz vardır. “Yola çıkan varır.” Bu söz basit bir cümle gibi görünür ama içinde büyük bir hakikat taşır. Çünkü yola çıkmak cesaret ister, yürümek sabır ister, varmak ise istikrar ister.

İnsan bazen yorulur, bazen umudu kırılır, bazen de yalnız kaldığını hisseder. İşte o anlarda birçok kişi geri döner. Oysa varanlar geri dönmeyenlerdir. Yorulduğu halde yürüyenlerdir. İnsanlar anlamasa da yolundan şaşmayanlardır. Çünkü hak yolunda yürüyen insan bilir ki kalabalık çoğu zaman başta olmaz, sonda olur. Önce yürüyenler vardır, sonra yolu görenler gelir. Bu yüzden hakikat yolunda yürüyen insanın ilk imtihanı yalnızlıktır. Eğer o yalnızlıktan korkmazsa zaman onun lehine çalışır.

Bugün geriye dönüp baktığımızda milyonlarca insanın adını saygıyla andığı bir yolun başlangıcında aslında birkaç insanın inancı ve sabrı vardı. Demek ki mesele kaç kişiyle başladığın değildir. Mesele hangi niyetle yürüdüğündür. Çünkü doğru niyetle atılan küçük bir adım, yanlış niyetle atılan büyük adımlardan daha değerlidir. İnsan bazen büyük işler yapmak ister ama küçük adımların değerini anlamaz. Oysa her büyük yürüyüş küçük bir adımla başlar.

Bu yüzden insanın kendine sorması gereken soru şudur. “Benimle kaç kişi var?” değil, “Ben doğru yolda mıyım?” sorusudur. Eğer yol doğruysa, niyet temizse ve insan yürümeye devam ediyorsa zamanla o yol genişler, o fikir büyür ve o yürüyüş anlam kazanır. Çünkü tarih bize şunu öğretmiştir. Hakikat bazen küçük bir adımla başlar ama sabırla yürüyenlerin yolu sonunda büyük bir ufka açılır. Ve o zaman insan geriye dönüp baktığında şunu anlar. Başlangıçta az olmak bir eksiklik değilmiş, aslında o yolun imtihanıymış. Çünkü gerçekten varanlar, kalabalıkla yürüyenler değil; yalnızken de yürümeyi bilenlerdir.

“Hak yolunda kalabalıkla değil, inançla yürünür.
Az kişiyle çıkanlar, sabırla yürürse bir ümmete dönüşür.”

Kategoriler:


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir