Ey çeşme, yeşil çeşme… İnsan bazen bir taşa, bir ağaca, hatta bir çeşmeye bile konuşmak ister. Çünkü bazı duygular vardır ki insana değil, doğaya anlatılır. Anadolu’da eski zamanlarda köylerin ortasında bir çeşme olurdu. İnsanlar sadece su almak için değil, bazen içini dökmek için de o çeşmenin başına giderdi. Su akarken insanın içindeki dertler de akıyormuş gibi hissedilirdi.
Bir düşünün; yazın sıcak bir günü. Tarladan dönen bir çiftçi yorgun argın çeşmenin başına oturur. Avucuna su alır, yüzünü yıkar. O an sadece susuzluğunu gidermiş olmaz. Gün boyu biriktirdiği yorgunluk da o serin suyla birlikte biraz azalır. İşte o yüzden Anadolu’da çeşmeler sadece taş ve sudan ibaret görülmez. Onlar köyün sessiz tanıklarıdır.
Eskiden gençler sevdiklerini çoğu zaman çeşme başında görürdü. Su almaya gelen kızlar, testilerini doldururken yan gözle birbirine bakan delikanlılar… Birçok sevda hikayesi aslında bir çeşmenin başında başlamıştır. Belki de bu yüzden türkülerde sık sık çeşmelerden söz edilir. “Ey çeşme” diye başlayan sözler aslında bir dosta söylenir gibi söylenir. Çünkü insan bazen derdini bir insana anlatamaz ama akan suya anlatabilir.
Yeşil çeşme denildiğinde ise insanın aklına doğanın içindeki o huzurlu yerler gelir. Etrafı ağaçlarla çevrili, kuşların sesinin duyulduğu bir köy çeşmesi… Su sürekli akar ama hiç bitmez. Tıpkı hayat gibi. Günler geçer, insanlar değişir ama o çeşme aynı yerde durur. Çocuklar büyür, gençler yaşlanır ama çeşme yine akmaya devam eder.
Bazı yaşlılar anlatır; eskiden insanlar üzgün olduğunda çeşmenin başına gider, bir süre suyu seyredermiş. Çünkü akan su insana sabrı öğretir. Bugün çok dertli olan biri, yarın o kadar üzülmeyebilir. Su nasıl akıp gidiyorsa, dertler de bir gün akıp gider.
Bu yüzden “Ey çeşme, yeşil çeşme” sözü aslında sadece bir hitap değildir. İçinde biraz hasret, biraz huzur ve biraz da hayatın akıp gidişini kabullenmek vardır. İnsan bazen konuşacak kimse bulamadığında doğaya döner. Bir ağaca, bir dağa ya da bir çeşmeye seslenir. Çünkü doğa insanı yargılamaz, sadece dinler.
Belki de bu yüzden Anadolu’da çeşmeler hala özel bir yere sahiptir. Bir köyde eski bir çeşme gördüğünüzde bilirsiniz ki o taşların arasında nice hikayeler saklıdır. Kim bilir kaç kişi orada dua etti, kaç kişi sevdiğini düşündü, kaç kişi gözyaşını sakladı.
Ama çeşme hep aynı şeyi yaptı…Sessizce akmaya devam etti.


