Sıfırdan başlar insan…
Bu bir düşüş değildir aslında.
Bazen her şeyin elinden alınması,
İnsanın kendisine geri verilmesidir.
Çünkü insan ancak sıfırda maskesiz kalır.
Unvanın, kalabalığın, gücün olmadığı yerde
Vicdan konuşmaya başlar.
Sıfır; kimsesizlik değil, yüzleşmedir.
Orada yalnızca sen varsındır ve içinden kaçamadığın o soru vardır?
“Ben, ben miyim hala?”
İşte merhamet tam o eşiğin üzerinde doğar.
Güçlüyken değil,
Haklıyken değil,
Üstteyken hiç değil…
Düştüğünde, incindiğinde,
Başkasının acısını kendi içinde tanıdığında.
Bir’e giden yolun üstünde çok şey görür insan.
Plan yapanları, arkadan iş çevirenleri, dost görünüp ilk fırsatta sırt dönenleri…
Sessiz kalıp suça ortak olanları yüzleşmek yerine kaçanları…
Onlar çoktur.
Çünkü kötülük kalabalığı sever.
Vicdan ise tek başına yürür.
Plan yapan kendini zeki sanar, oysa unuttuğu bir hakikat vardır.
Hesap insanla yapılır ama hesabı tutan başkadır.
İhanet bir hamle değildir; bir karakter ifşasıdır.
Sessizlik masum değildir ve bazen en gürültülü suçtur.
Kaçmak da kurtuluş değildir; sadece geciktirilmiş bir yüzleşmedir.
Vicdan sıfırda konuşur.
Bir’de hala hesap vardır; kazanmak, görünmek, sayılmak…
Ama sıfırda kazanmak yoktur,
Hatırlamak vardır.
Kim olduğunu değil neye dönüştüğünü hatırlarsın.
Merhamet bir iyilik değildir, bir haldir.
Birine el uzatmak kadar elini çekerken kırmamayı bilmektir.
Vicdan da bir ses değil bir ağırlıktır.
Yanlış yaptığında omzuna çöker ve seni doğruda tutar.
Herkes bir olmaya çalışır bu dünyada ve üstün olmaya, güçlü görünmeye…
Ama herkes insan olamaz.
İnsan olmak,
Her türlü kötülüğe rağmen kirlenmemeyi seçmektir.
Kimse bakmazken bile doğruyu tutabilmektir.
Bu yüzden acelem yok benim.
Bir olmaya değil,
Sıfırı unutmamaya niyetliyim.
Çünkü sıfırı bilen insan insan kalır.
Ve belki de hayatın verdiği en ağır ama en sahici ders şudur…
Hayat seni sıfıra düşürdüyse cezalandırmak için değil yeniden insan olman içindir.


