”Sıfır ↔ Bir Arası” Son Kalanlar…

Gece olunca dünyanın hafızasını silinir. İşte o an anlarsın…
Saatler birbirine benzer, nefesler sessizleşir, düşünceler güçlenir.
Her şey sıfırlanır.
Ama kalp?
Kalp sıfırlanmaz.
Kalp, bir kere yanmayı öğrenmişse, sessizlikle bile tutuşur.

Adam pencerenin önünde duruyordu.
Elinde soğumuş bir bardak çay, dudaklarına değmemiş bir umut gibiydi.
Çayın buğusu bitmişti, bekleyişin tadı acıya dönmüştü.
Ama o bardağı bırakmıyordu.
Bırakırsa, hatıralar da kayar gider diye korkuyordu.
Kırılmaktan değil;
Unutmaktan korkuyordu insan en çok.

Bir fotoğraf duruyordu masada.
Kadının gülüşü hala tazeydi orada; zamana meydan okuyan masum bir ışık.
“Bir” olduğu günlerin kanıtıydı.
İki gözün içinde saklı bir bahardı o fotoğraf.
Oysa şimdi…
Gülüş değil, eksiklik yakıyordu adamı.

“Gelemez misin?” diye soruyordu her gece.
Ses değil, sessizlik yoruluyordu artık.

Ve her cevapsız bekleyiş, erkekliğin değil, insanlığın bir sınavıydı.
Aşk dediğin bazen yürümek değildi.
Aşk bazen durmaktı.
Kapı açılmasa bile önünde beklemekti.
Kapanmış bir kapının ardında hala ışık aramaktı…

Kadın gitmişti.
Gitmek; bazen kaçmak, bazen susmak, bazen de içindekini taşıyamamaktı.
O gittiğinde hiçbir kapı çarpmadı.
Ses olmadı, kırık bardak olmadı, kavga olmadı.
Yalnızca bir sessizlik çöktü dünyaya.
Sessizlik, ayrılığın en keskin bıçağıdır.

Belki konuşsa, büyürdü her şey.
Belki de zaten büyümüştü de, o bundan korkmuştu.
Sevmek cesaret ister;
Ama kalmak, asıl kahramanlıktır.

Kadın sustu.
Kırılmamak için, kırmamak için, kaçmak için, kalmak için…
Hangisi olduğunun önemi yok.
Çünkü bazı susuşlar bin sözün çığlığıdır.

İkisi de biliyordu…
Bedenler ayrılır.
Sevda kalır.

Ama bu dünya, temiz niyetlere pek yer açmaz.
İnsanlar girdiler aralarına.
Sözler, dedikodular, zehir gibi çıkarcılar…
Kendi sevmeyi bilmeyenlerin, sevenlere düşman olduğu bir çağdaydılar.
Kendisi yanmazken ateş görenler, dumanını üfler geçerdi.
Ateşi büyütürlerdi, yanmadan.

İşte o an, en kritik an, sevdanın kırıldığı andır.
İnsan kalbi dışarıya kulak kesildiğinde, içindeki sesi duyamaz.

Onlar da yapamadı.
Birbirlerini kaybetme korkusuyla, en sonunda birbirlerini kaybettiler.
Susarak, bekleyerek, gurura sığınarak…

Ve hayat;
Bir sevdanın boşluğunu doldurmaya çalışan yanlış yüzlerin kalabalığına dönüştü.

Kadın savruldu.
Adam yandı.
Birinin nefesi eksik kaldı, diğerinin adımları.

Şimdi dünya dönmeye devam ediyor.
Yeni yüzler, yeni şehirler, yeni gülüşler…

Ama bazı gülüşler eskimez.
Bazı kalpler yorulmaz.
Ve bazı hikayeler bitmez.
Çünkü kader yazarken bazen virgül koyar;
Nokta değil.

Onlarınki de öyle kaldı…
Sıfır ile Bir arasında.

Sıfır…Çünkü artık aynı yerde değiller.
Bir…Çünkü hala aynı kalpteler.

Belki bu sevdada kimse kazanmadı.
Belki kaybettiklerini kazanç sandılar.
Belki yıllar sonra fark ettiler ki,
“Mutluluk” bazen tek bir bakışta saklıymış,
ve “Özlemek”, nefes kadar doğal ama kalp kadar ağırmış.

Sonunda geriye tek bir hakikat kaldı…

“Ben sustum…
Ama hiç gitmedim.”

Ve aşk, tam da burada gizli kaldı.
Kavuşamamakta.
Söyleyememekte.
Bitmemekte.
..

Bazı sevdalar ölmez.
Sadece sessizce yaşar.
Ve zamanı geldiğinde, kalbin en derin yerinde söyler kendini…

”Aşk, sıfırdan başlamaz.
Aşk, bir kere olur.
Ve bitti sananlar bilmez,
Bazı aşklar bitmez; sadece saklanır.”,

Kategoriler:


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir