”Sana Susarak”

Nasıl sığdı bu yüreğe,
Kırk yıllık bu yük, bu ateş?
Hangi ara unuttun beni,
Ben hala senden bir parça, bir nefes…

Bir gölge bıraktın içimde,
Silinmez, durulmaz, dinmez…
Sensiz geçen her gecenin sonunda
Bir yanım eksilir, bir yanım ölmez…

Kendime sorup duruyorum;
Ne zaman koptu ipimiz?
Bu acı arsız mı, utanmaz mı,
Yoksa kalbimin kaderi miymiş?

Kaç mevsim döndü üzerinden,
Ben hala aynı yerden yanıyorum.
Sen çekip giderken sabrımı da götürdün,
Ben kalan küllerle konuşuyorum.

Dilim adını söylemiyor belki,
Ama gönlüm seni her nefeste fısıldıyor.
Yüzün silinmiş zamanın aynasından,
Ama acın hâlâ dipdiri duruyor.

Duvarlar dile gelse…
Sana sustuğum her şeyi haykırırdı.
İnkar etsem ne fayda?
Kalbim hala seni sınayan bir mahkeme gibi.

Sorup duruyorum kendime;
Nerede düştük, nerede kırıldık?
Bu yara utanmaz mı, doymak bilmez mi,
Niye kapanmaz, niye solmaz artık?

Ve anladım…
Bazı acılar ölmek için değil,
İnsanı “başka biri” yapmak için varmış.
Sen gidince anladım bunu;
Benim sıfırım sensiz başlıyormuş.

Sen gittin…
Ben kaldım…
İkimiz de yarım, ikimiz de yamalı bir kaderin çizgisiyiz.

Zaman dediğin usta bir hırsızmış,
Unut dedikçe hatıraları çalan…
Kalbimde bir yara bıraktın;
Ne arsız, ne yüzsüz…
Sadece “sen” kadar ağır, “sen” kadar derin…

Ve ben…
Her gün biraz daha alışıyorum…
Sensizliğimin sesine, sessizliğime.
Çünkü biliyorsun…
İnsan en çok susarken bağırır,
Ben de sana yine susarak bağırıyorum…
Hem de her gün, her gece, her nefeste…

Kategoriler:


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir