Dört bir yanımı saran haramilerden bahsediyorum. Dilinde namaz, dilinde oruç olan ama yanında çalışan adamın üç kuruşuna göz dikenlerden… Secdede eğilen başını, kazanç söz konusu olunca dimdik tutanlardan. Tesbih çeken parmaklarıyla emekçinin boğazına dolananlardan. Köle muamelesi yapıp adına ticaret diyenlerden. Hakkı gasp edip kader diye susturanlardan. Zulmü imtihan diye paketleyip vicdanını temize çekenlerden.
Namus diyen namussuzlardan…
Bir de masaları var onların. Köşeli, keskin, hesaplı masalar… Sekizgen. Her köşesi bir çıkar, her kenarı bir plan. O masada dostluk yok, kardeşlik yok, sadakat yok. O masada herkes birbirinin açığını bilir ama kimse yüzüne bakmaz. Çünkü o masa menfaat masasıdır. O masa düzen kurar ama merhamet bilmez.
Yuvarlak masa ise başkadır. Yuvarlak masa ailedir. Kimsenin köşesi yoktur orada, kimse sivrilmez, kimse yukarıda değildir. Ekmek bölünür, su paylaşılır, en küçük bile söz alır. Orada insan araç değil, insandır. Orada sadakat bir kelime değil, bir duruştur.
Ama bütün bu köşeli masalara zemin hazırlayan bir anlayış vardır. O satılılk zaten kendisini bilir. Melek 5 harfli…Adalet bilmeyen, sadakati sadece sözde taşıyan bir anlayış… İnsanı maliyet kalemi sayan, vefayı zayıflık gören, merhameti zarar hanesine yazan bir zihniyet. Sadakat der ama ilk fırsatta satar. Ahlak der ama menfaatine dokununca susar. Aile der ama masaya oturunca kardeşini rakip görür.
Ve bir de onların arasında dolaşan mavi bir balon vardır. Sessiz, hafif, masum gibi görünen… Ama her masadan diğerine haber uçuran, taşıyan, her planı bir diğer köşeye ulaştıran o mavi balon… Gülüşlerin arasından süzülür, selamların içinden geçer, sırları cebine doldurur. Kimse fark etmez onu, çünkü kimse yukarı bakmaz. Oysa o, bütün köşeleri birbirine bağlayan görünmez bir iptir.
Bugün düzen onların olabilir. Masalar onların olabilir. Haber uçuran balonlar onların olabilir.
Ama yarın herkes gerçek masaya oturacak.
Ve o masa yuvarlaktır.
Orada köşe yoktur.
Orada kaçış yoktur.
Sadece hak vardır.
VE///
Telefon neden engellenir?
Çünkü bazı insanlar yüzleşemez.
Çünkü bazıları konuşursa dağılacağını bilir.
Çünkü haklı olan kaçmaz… ama suçlu olan sesi susturmak ister.
Alacağı olan adam engel koymaz.
Hakkı olan kapıyı çalar.
Çünkü bilir ki hak, saklanmaz.
Hak konuşmaktan korkmaz.
Ama borcu olan…
Vicdan borcu olan…
Sadakat borcu olan…
O susar.
Çünkü her çalan telefon bir aynadır.
Her arama bir hatırlatmadır.
Her mesaj, bastırılmış gerçeğin kapıya dayanmasıdır.
Engel koymak kaçmaktır.
Kaçmak ise itiraftır.
Suçlu insan bağırmaz çoğu zaman.
Sessizleşir.
Uzaklaşır.
Numara değiştirir.
Sanal bir duvar örer.
Ama bilmez ki engellediği şey telefon değildir.
Yüzleşmedir.
Gerçektir.
Kendi içindeki mahkemedir.
Haklı olan konuşmak ister.
Haksız olan konuyu kapatmak ister.
Telefonu engellemek kolaydır.
Vicdanı susturmak zor.
Ve en ağır engel, insanın kendine koyduğu engeldir.


