Koşabilmek

İnsan bazen kendini sıfır hisseder.
Ne gücü vardır, ne dayanağı, ne de tutunacak bir dalı.
Tam da bu yüzden “hiçlik” zordur. Pek azımızın seyler vardır.
Sıfır, aynı zamanda başlangıçtır.

Hz. Yusuf’un (a.s) hikayesi tam burada başlar. O anı düşünelim…
Bütün kapıların kapalı olduğunu biliyordu. Kaçış yoktu.
Ama o yine de Allah için koştu.
Kapıların açılacağından emin olduğu için değil;
Allah’a güvendiği için.

Ve olan oldu.
Kapalı sandığımız kapılar, Allah’ın dilediği anda kapı olmaktan çıktı.

Burada mesele Yusuf olmak değil.
Mesele, onun Rabbine güvenebilmek.

Dünya bazen insana acımasız davranır.
Yüzüne kapılar kapatır.
İnsanlar vazgeç der, akıl “dur” der, korku “geri dön” diye bağırır.
Ama kalpte küçük bir ses vardır.
“Koş.”

İşte o ses, seni sıfırdan bire taşır.
Sıfırken çaresizdin.
Bir olunca niyetin oldu.
Niyet olunca yol başladı.

Yol her zaman geniş olmaz.
Dar olur.
Yorar.
Bazen yük ağırlaşır, bazen nefes kesilir.
Ama şunu bil.
Dar yol, seçilmişlerin yoludur.

Hz. Yusuf’un Rabbi ile senin Rabbin birdir.
Bu cümle teselli olsun diye söylenmez.
Bu, hakikattir.

Eğer bütün kapılar kapalıysa, belki de sen kapıya değil,
Yola çağrılıyorsundur.
Çünkü Allah bazen kapı açmaz.
İnsanı kapının kendisi yapar.

Sen sıfırdın.
Bir oldun.
Sonra yol oldun.

Ve yol olan insan, artık duramaz.
Çünkü bilir…
Kapılar kapansa da,
Allah için koşan hiç kimse yolda kalmaz.

Kategoriler:


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir