Adam: Yeşil…
Kadın: Mavi…
Birleştiler…Ve bir dünya kurdular…
İkisi de hayatın bir yerinde kırılmıştı.
İkisi de kalbinin kapısını içerden kilitlemiş,
Kimse “dokunmasın” diye sessizliğe gömülmüştü.
Biri umudunu toprağa gömerken yeşile tutunmuş,
Diğeri hüzünle konuşurken mavinin içine saklanmıştı.
Renkleri vardı, ama renklerinin ardında kimsenin görmediği büyük bir karanlık taşıyorlardı.
Adamın kalbi, yorgun bir ormanın içindeki son canlı yaprak gibiydi.
Ne rüzgar dinmişti ne fırtına…
Sevmek onun için unutulmuş bir dua gibiydi artık.
Yeniden yeşereceğine inanmıyordu.
Ama derinlerinde, kimseye göstermek istemediği küçücük bir ışık hep saklı duruyordu.
O ışığın adı Yeşil…
Toprakla gök arasında köprü olan,
Yıkılsa da dirilen bir rengin umudu.
Kadının ruhu ise sonsuz bir denizin ortasında kaybolmuş bir ada gibiydi.
Her dalga vurduğunda biraz daha içine çekilmiş,
Gökyüzüne baktıkça maviyi çoğaltmıştı içinde.
“Belki bir gün biri gelir, bu sonsuzluğun içinde beni bulur,” diyordu.
Ama sesi artık kendine bile ulaşmıyordu.
Mavi, onun hem yarasıydı hem yarasının merhemi.
O merhemin adı Mavi…
Ve bir gün…
Hiçbir tesadüfün tesadüf olmadığı o sessiz ama kaderi gürültülü günde…
Yollar kesişti.
Önce gözleri konuştu.
İkisi de birbirinin bakışında kendi kırılmışlığını gördü.
Adam, kadının mavisinde kaybolmaktan korkmadığı bir huzur buldu.
Kadın, adamın yeşilinde yeniden filizlenecek bir umut gördü.
Sanki bir zamanlar birbirlerinin içine saklanmışlar da yıllar sonra kendi renklerine geri dönmüş gibiydiler.
Yeşil, mavinin içine aktı…
Mavi, yeşilin kalbine karıştı…
Hiç acele etmediler, koşmadılar, zorlamadılar.
Yıllarca susmuş iki kalp, şimdi birbirine yaslanmayı öğreniyordu.
Adam, kadının gözlerinde sonsuzluğu görüp ilk kez korkmadı.
Çünkü mavi artık derin bir uçurum değil, içine düşmekten memnun olduğu bir huzurdu.
Kadın, adamın yüreğinde küçük ama direnen bir umudun yeşerdiğini görünce
ilk kez “belki yeniden” diyebildi.
Çünkü yeşil artık bir başlangıç değil sadece, kendi içine dönen bir yoldu.
Ve sonunda renkler karıştı.
Yeşil ve mavi birbirine tutundu.
İçlerinde bir yerde geçmişin küskünlüğü eridi.
Kırıklar tamir olmadı belki ama acıtmayan izlere dönüştü.
Sonra hayat onlara bir sır verdi…
“İki renk doğru yerde buluşursa, BİR olur.”
Adam için kadın, artık yalnızca mavi değil; sonsuzluğa cesaret veren bir gökyüzü,
derinliğinde kaybolmak yerine huzurla durabildiği bir denizdi.
Kadın için adam, artık sadece yeşil değil; yıkılsa da yeniden filizlenen, hayatın elinden aldığını geri verebilen bir umuttu.
Böylece…
İki yalnız, iki yorgun, iki suskun kalp
Sıfırdan başladı ve sonunda Bir oldu.
Artık el eleydiler.
Ne geçmişin acısı vardı avuçlarında, ne de geleceğin korkusu.
Sadece “şimdi”ye tutunan iki insan…
Yeşilin toprağı mavinin göğünü tamamladığı gibi birbirlerini tamamlayan iki renk.
SIFIR’dan başlayan bir hikayenin, BİR olan son cümlesi oldular.


