Kazım Olmak

İnsanın iç dünyasında kopan en sessiz ama en şiddetli fırtına, haklı olduğu hâlde haksızlığa uğratıldığı an başlar. Çünkü haksızlık, sadece bir olay değildir. İnsanın onuruna dokunan bir darbedir. Emeğini zayi eden bir kırılmadır. En acısı da, insanın en yakını tarafından incitilmesidir. Kardeşten gelen sızı, dosttan gelen ihanet, evden gelen soğukluk… İ

İşte o an kalp konuşmak ister, nefis bağırmak ister, dil kendini savunmak ister.

Ve insan tam da orada bir sınava çekilir.
Haklıyken ne yapacaksın?
Haklıyken nasıl duracaksın?
Haklıyken kime yaslanacaksın?

Hepimiz adaletin hemen tecelli etmesini isteriz. Suçlunun mahcup olmasını, haklılığımızın herkes tarafından görülmesini bekleriz. İsteriz ki herkes bilsin, herkes duysun, herkes “Evet, sen haklıydın” desin. Ama hayat bazen adaleti gümüş tepside sunmaz. Hayat bazen insanı incitilmişliğin içine bırakır. Hayat bazen insanı affedememenin boğazında tutar. Ve o dar boğazda karşımıza dünyanın en ağır işi çıkar…

Haklıyken susmak.

Susmak…
Ama nasıl bir susmak?
Korkudan değil.
Acizlikten değil.
Tepkisizlikten hiç değil.

İşte eski bilgelerin “Kazım” dediği makam burada başlar. Kazım…. Öfkesini yutan, onu dışarıya bir volkan gibi kusmayan, sabır potasında eriten kişidir. Zannedildiği gibi pısırıklık değildir bu. Zannedildiği gibi “kendini ezdirmek” değildir. Bilakis bu, nefse karşı verilen en çetin savaştır. Nefis “Konuş!” der. Nefis “İspat et!” der. Nefis “İntikam al!” der. Ama ruh “Dur” der. “Bekle” der. “Emaneti sahibine bırak” der.

İşte insanın gerçek büyüklüğü burada ortaya çıkar. Çünkü herkes bağırabilir. Herkes öfkesini boşaltabilir. Herkes canı yandığında can yakabilir. Fakat herkes susamaz. Herkes kendini tutamaz. Herkes haklıyken sükutu seçemez. Haklıyken susmak, insanın içindeki ateşi yakmadan taşımaktır. Haklıyken susmak, elinde imkan varken zulme meyletmemektir. Haklıyken susmak, “Ben de onun gibi olmayacağım” diyebilmektir.

Bu yolun en sarsıcı örneklerinden biri Hz. Yusuf’tur. Yusuf’un hikayesi sadece bir kıssa değildir. İncitilmişlikten yücelişe giden yolun haritasıdır. Kuyu… Kölelik… İftira… Zindan… Unutulmuşluk… Yusuf’un hayatında “Ben haklıyım!” diye haykıracağı nice kapı vardı. Her adımda bir isyan sebebi, her durakta bir şikayet hakkı vardı. Ama o, kuyu derinliğinde de zindan karanlığında da davasını Allah’a emanet etti. Hakkını inkar etmedi. Fakat hakkını nefse teslim etmedi. Mazlumdu, canı yanmıştı. Ama mağduriyetin içine gömülmedi.

Ve gün geldi… Güç eline geçti. Kardeşleri karşısında durdu. O an bir cümleyle dağı yerinden oynatabilirdi. Bir cümleyle geçmişin hesabını görebilirdi. Bir cümleyle onları yere serebilirdi. Ama Yusuf ne dedi?
Sitem etmedi.
Aşağılamadı.
İntikam almadı.
Ve insanlığın kalbine kazınan o yüce çizgide durdu.

Çünkü affetmek, sanıldığı gibi “haklıyı haksız yapmak” değildir. Affetmek, karşı tarafın suçunu aklamak değildir. Affetmek, yanlışın üstünü örtmek değildir. Affetmek…

O yanlışın, o zulmün, o iftiranın senin ruhunda her gün yeniden yaşamasına izin vermemektir. Affedemediğin her haksızlık, sırtında taşıdığın ağır bir kaya gibidir. Sen taşırsın, sen yorulursun, sen tükenirsin. Oysa haklıyken susan insan, o kayayı yere bırakan insandır.

Dikkat et… Haklıyken susmak, haksızlığa razı olmak değildir. Haklıyken susmak, zulmü normalleştirmek değildir. Haklıyken susmak. Zulmün diliyle konuşmayı reddetmektir. “Ben haklıyım ama ben de zalim olmayacağım” demektir. “Ben incitildim ama ben de incitmeyeceğim” demektir. “Benim canım yandı ama ben de can yakmayacağım” demektir.

Ve insan böyle dediğinde, içindeki ateş yavaş yavaş sönmeye başlar. Çünkü nefis susunca hakikat konuşur. Kul geri durunca kader yürür. İnsan kendini tutunca ilahi adaletin terazisi şaşmaz. Belki hemen değil… Belki o gün değil… Belki senin istediğin hızda değil… Ama hakikat er geç yerini bulur.

Sabır kolay değildir. Sabır, ateşi çıplak elle tutmak gibidir. Sabır, dilin ucuna geleni yutmaktır. Sabır, “Şimdi söylesem rahatlarım” dediğin yerde susmayı seçmektir. Ama işte o sabır, insanı olgunlaştırır. O sabır, yarayı kapatır. O sabır, kalbi temizler. O sabır, insanı Allah’a yakınlaştırır.

Dünya geçicidir. Haksızlıklar geçicidir. İnsanlar değişir, mekan değişir, zaman değişir. Fakat o yangının ortasında gösterilen vakur duruş, “Yusuf” bir asalet olarak kalır. Kuyu geçer, zindan geçer, iftira geçer… Ama sabırla taşınan onur. İnsanın karakterine kazınmış bir mühür gibi kalır.

Öyleyse insan…
Ben haklıyım; fakat öfkeye teslim olmayacağım.
Ben incitildim; fakat kötülüğe benzemeyeceğim.
Ben sustum; çünkü davayı Allah’a emanet ettim.

Ve bilsin ki bazı zaferler, sesle değil sükutla kazanılır.

Kategoriler:


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir