Dünyadaki her eylem içinde iyilik olmalıdır. Alyazmalım hikayesi de böyle başlamıştır. İyilikle.
Kimi insanlar geçer hayattan, iz bırakmadan. Kimi insanlar vardır, bir bakışıyla ömür değiştirir. Asya, alnında yazgı gibi duran bir kırmızı yazmayla yürüyordu hayata. İlyas onu gördüğünde rüzgar başka esti o ovada. Sevda denen şey belki o an doğdu, belki de çoktan vardı. Sadece Asya’nın gözlerinde suret buldu.
İlyas, hızlı yaşayan bir adamdı. Aşkı da kamyonu gibi sürerdi. Keskin virajlar, sert frenler, aniden çıkan rampalar… Ama yolun sonunu hiç düşünmeden. Oysa Asya, yokuşlarda yavaşlayan, düzlüğe hasret bir kadındı. Kırmızı yazmasıyla değil, suskunluğuyla güçlüydü. Ne çok konuştu, ne gözyaşı dökmekten korktu. Sevdi, inandı, güvendi… Ama güvenin sarsılması bir günde olur. İlyas gitti. Ne bir veda, ne de kal desin diye bir bakış.
Geride kalan sadece bir kadın değildi. Geride kalan, bir çocuğun yarısıydı. Ve o yarımı tamamlayan adam, hiç iddialı girmedi hayata. Cemşit, rüzgar gibi değildi. O bir dağdı. Dimdik, sessiz ve yerinden kıpırdamayan. Sevgisini Asya’nın gözlerine değil, oğlunun saçlarına fısıldadı. Bir çocuğu omzunda taşıyarak sevmek… Belki de aşkın en ağır yüküydü. Ama o hiç şikâyet etmedi.
Yıllar sonra döndü İlyas. Yorgundu. Yitirdiği ne varsa gözlerinin dibinde çizgiydi artık. Asya’ya baktı. Aynı gözler, aynı yazma… Ama artık Asya susarken bile konuşuyordu. Kalbi ikiye bölünmüştü ama cevabı tek bir bakıştaydı. Çünkü aşk bir zamanlar kalbini titreten adamdı, ama sevgi; her gece ona su veren, üstünü örten, çocuğunun elinden tutan adamdı.
Ve Asya seçti. Gidenin ardından bir ömür bekleyen değil, kalanla hayatı yeniden kuran oldu. Çünkü aşk geçebilir… Ama sevgi, sabırla örülmüş bir yuvadır. Bir anne, bir kadın ve bir insan olarak verdiği karar, yüzyılların içinden gelen bir kadim bilgelikti. Gözyaşıyla sulanmış ama dimdik duran…
Belki de insanın asıl imtihanı sevmekte değil, sevilmeyi tanımakta başlar. Asya sevildiğini fark ettiğinde, kırmızı yazması artık sadece bir süs değil, bir zafer nişanıydı.
İyilik, çoğu zaman sessiz yapılan en büyük kahramanlıktır. Ne alkış ister, ne övgü bekler. Bazen bir çocuğun başını okşamak, bazen yaşlı birinin torbasını taşımaktır. Bazen de sadece dinlemek… Yargılamadan, acele etmeden, içtenlikle.
İyi olmak, zayıflık değil; aksine en büyük cesarettir. Çünkü kötülüğün kolay, iyiliğin ise emek istediği bir dünyada iyi kalabilmek, insan olmanın zirvesidir.
Unutma, bir tebessüm bile iyiliktir. Ve yaptığın her iyilik, belki de bir kalbin kurtuluşudur.
Sevgilerimle, İyilikle,