Filmi izlerken şunu düşündüm…
İnsanlık Güneş Sistemi’nden çıkıyor, “solucan deliği” denilen iki boyutlu bir kanaldan geçip başka bir galaksiye ulaşıyor. Gidilen yerde zaman bambaşka akıyor. Orada 1 saat, Dünya’da 7 yıla eşit.
Alın size izafiyet.
Görev çok net…
Dünyadaki insanların yeniden yerleşebileceği bir gezegen bulmak.
Yeni bir eve taşınmak gibi düşün.
Ama bu sefer eski ev yanıyor.
Solucan deliğinden geçtikten sonra karanlığın kalbinden geçip bir okyanusa iniş var. İnanılmaz bir sahne. Aşağı indiklerinde karşıda dağ gibi bir şey görüyorlar. Sonra anlaşılıyor ki o gördükleri dağ değil. Belki stratosfer yüksekliğinde okyanus dalgaları.
İnsan orada durup şunu düşünüyor…
Bunu hayal eden adamlar gerçekten böyle bir yer bulmuş olabilir mi?
Amaç, Ranger’dan ayrılıp yeni bir su parçasına inmek. Çünkü tek parça, yaşanabilir bir dünya bulmak zorundalar. İndikleri yerde zaman çok kritik. 1 saat = 7 yıl. O yüzden her saniyeyi etkin kullanmaları gerekiyor. Yerçekimi fazla, hareket zor.
Film boyunca içimden şunu söyledim…
“Böyle bir film yapılmışsa, böyle bir yer de vardır.”
Hep dediğim gibi…
Yanıma 2 yazılımcı, 2 demirci ustası, 2 TIR dolusu para alacaksın.
Olmadı mı?
Gidelim dünyanın en uzak ucuna, yeni bir yer bulalım.
İzlerken gerçekten çok heyecanlandım.
O gezegende karşılarında gördükleri şeyler sanki 5. boyutun varlıkları gibi. Devasa görüntüler… ama aslında hepsi doğa. O büyüklük insanı küçültüyor.
Bu arada hikayenin merkezinde bir baba var.
Gittiği yerde, Dünya’da kızını ve oğlunu geride bırakmış bir baba.
O kadar mesafe, o kadar zaman… ama hala onları düşünüyor.
Baba olunca böyle oluyor.
Böyle bilim kurgular izleyince dünyaya, hayata, her şeye başka gözle bakıyorsun. Günümüz dünyasında saçma sapan kıskançlıklar, egolar, para kazanma hırslarıyla uğraşıyoruz.
Ne için?
Gerçekten gereksiz.
İnsan çocuk sahibi olunca tek istediği şey şu…
Onların güvende olduğunu hissetmek.
Dünya’dan babaya gönderilen mesajlar var.
İlk mesajlar çocukluktan.
Sonra okulda dereceye giriyor.
Yıllar geçiyor.
Mesaj atan çocuk büyüyor, adam oluyor, baba oluyor, hatta dede oluyor.
Ama o mesajları izleyen baba çok uzakta. Ağlayarak izliyor.
Herkes onun öldüğünü zannediyor.
Ama ölmemiş.
Son mesajı atan evlat, arkasından çok ağlamış.
Doğum gününde babasına mesaj atan kızı var.
“Sen döndüğünde, ben de senin yaşında olabilirim” diyor.
Ve yıllar sonra…
“Bugün aynı yaştayız.”
Zamandan korkmamak mümkün mü?
Murphy Kanunu gibi…
Bir şey olacaksa, olur.
Bir insan kalbinin peşinden gitmeli.
Ama bedelini bilmeli.
O kadar uzağa giden insanlar beden olarak aynı yaşta kalıyor. Ama Dünya’daki kızı ve oğlu onun yaşına geliyor. Hatta torunu büyüyor.
O ise film sonuna kadar aynı yaşta gibi.
O yüzden geriye değil, ileriye gitmek gerekiyor.
Profesör ölüm yatağına düşüyor ama kızının inancı hiç eksilmiyor. Babasının geri geleceğine inanıyor.
Dünyayı kurtarmaya giden bir adam, geride çocuklarını bırakıyor.
Bir kız çocuğu var. Babasına mesaj atıyor ama neredeyse babasının yaşına gelmiş.
Gittikleri gezegenlerden biri de buz gibi. Kuzey ve Güney kutuplarımız gibi. Bulutların arasından geçiyorlar. Gündüzleri 67 saat sürüyor, geceleri 67 saat. Aşırı soğuk.
Tekillikten bahsediliyor.
Mann ve Cooper…
TARS ve CASE…
Detaylar bile konuşuyor.
Mann’ın gittiği zaman eski logolu kıyafetler var.
Cooper’ınkiler yeni logolu.
Bunları bile düşünmüşler.
Eve dönüş yolculuğu ise bambaşka.
120 yıl sonra dönüş.
TARS bile giderken “öbür tarafta görüşürüz” diyor.
Sonra Cooper kendini feda ediyor.
Gemiden ayrılıyor.
Aynı anda Dünya’da mısır tarlaları yanıyor.
Ve Cooper bir anda kendini kızının odasında, kitaplığın arkasında buluyor.
Filmin başında kitaplar raflardan kendi kendine düşüyordu ya…
Sonradan anlıyorsun…
Aslında kitaplardan her şey yazılı…
Sadece okumak gerekiyordu.
Dünyayı kurtarmaya giden bir babanın, kızına “gitme” dememesi…
Kitapların düştüğüne inanan bir kız…
Ve sonunda “hayalet sendin” demesi…
Dünya üç boyutlu sanıyoruz ama öyle değil.
Ama önemli olan bu da değil.
Önemli olan şu…
Sevgi.
Baba–kız sevgisi.
Bir saati, bir mors kodunu, bir inancı…
Ve Satürn yönünde kurulan Cooper İstasyonu.
Aşk yok bu filmde.
Zaten gereksiz.
Bu film başka bir şeyi anlatıyor…..Zuper…
Gündelik hayatın saçma kıskançlıklarından ve hırslarından sıyrılıp gökyüzüne bakmak gerekir. Çünkü bizler, sadece bu dünyaya ait değiliz. Bizler, yıldızların arasında birer yolcuyuz. Cooper’ın kızıyla olan o bağı gibi. Bizi kurtaracak olan şey ne sadece teknoloji ne de sadece paradır. Bizi kurtaracak olan, zamanın ötesine gönderdiğimiz o saf sevgidir.
Ve…
Sıfır
Her şeyin bittiğini sandığın an.
Dünya toz içinde.
Gökyüzü suskun, toprak yorgun.
Umut hala var ama artık bağırmıyor.
Sadece bekliyor.
Bir
Gitmeye karar verdiğin an.
Kapıdan çıkış bir cesaret değil, bir kabulleniş.
Veda geri dönmek için yapılmaz.
O an anlarsın ki…
Bazı ayrılıklar yön tayin eder.
Yol
Geri dönüşü olmayan ama anlam kazanan süreç.
Zamanın büküldüğü, insanın düzeldiği yer.
Saatler geçmez, hayat geçer.
Ve sen ilerledikçe şunu anlarsın.
Sadece kim olduğunu açığa çıkarır.


