Sıfır, insanın düştüğü yer değildir.
Sıfır, insanın sustuğu yerdir.
Sesin içe döndüğü, kalbin kendisiyle baş başa kaldığı o yer.
Ben Sıfır’ı tanırım.
Kayıpla, iftirayla, yok sayılmakla tanıştım orada.
Şahsıma yapılan her türlü kötülük,
İnsanın içini kemiren o sessiz ağırlık gibi çöktü üzerime.
Sıfır’da yüksek sesle konuşulmaz.
Sıfır’da insan kendini tartar.
Bir, intikam değildir.
Bir, cevap da değildir.
Bir, ayakta kalma kararıdır.
“Ben buradayım” demeden,
“Ben vazgeçmedim” demektir.
Bir’e geçerken insan yük taşır.
Kırgınlık, öfke, hesap…
Hepsi elde kalır.
Ama yol uzun olduğu için fazlalıklar elden bırakılır.
Yol işte tam burada başlar.
Yol, haklılığını ispat etmeye çalışmadan yürüyebilmektir.
Kimseye anlatma ihtiyacı duymadan kalbinle baş başa kalabilmektir.
Ben unutmuyorum.
Ama kin de taşımıyorum.
Çünkü kin, yürüyeni değil, taşıyanı yorar.
Şahsıma yapılan her türlü kötülüğe rağmen hakkımı helal ediyorum.
Bu bir zayıflık değil.
Bu, hesabı kalbimde tutmama iradesidir.
Yol adalet ister ama vicdanı terk etmez.
Merhamet, olanı aklamak değildir insanın kendini kirletmemesidir.
Sıfır’da öğrendim…
Her düşüş bitiş değil.
Bir’de anladım…
Her susuş yenilgi değil.
Yol’da kabul ettim…
Her hak, kalpte taşınmak zorunda değil.
O yüzden yürüyorum.
Arkamda ağırlık bırakmadan.
Önüme kin koymadan.
Bu yol yükle değil helallikle yürünür.


