Galandar gecesi Karadeniz’de takvimden çok kalpte açılan bir sayfa gibidir. Kışın ortasında, gecenin soğuğu köylerin üzerine çökerken evlerin içi sıcak, kapıların önü ise bekleyişle dolu olur. O gece çocukların ayak sesleri karın üstünde ayrı duyulur. Kimi yüzünü gizler, kimi eski bir paltoyu sırtına geçirir, kimi başına tuhaf bir şapka takar. Tanınmamak işin eğlencesidir. Çünkü Galandar gecesi biraz oyun, biraz hatıra, biraz da çocukluğun geri dönüşüdür.
Kapılar çalınır. Kapıyı açan önce bir sessizlikle karşılaşır. Sonra içlerinden biri öne çıkar ve mani başlar.
“Galandar geldi kapıya,
Selam verdik yapıya,
Verene bereket olsun,
Vermeyene darıya.”
Ev sahibi gülümser. Çünkü bu sözler bir istekten çok bir gelenektir. Verilen bir avuç yiyecek, bir parça tatlı ya da ceviz aslında paylaşmanın bahanesidir. O an herkes bilir ki önemli olan verilen değil, kapının açık kalmasıdır.
Başka bir kapıda başka bir ses yükselir…
“Kapınız açık olsun,
Ocağınız sıcak olsun,
Galandar’dan gelenler
Evinize uğur olsun.”
Galandar gecesinde söylenen maniler süslü değildir. İçinde büyük sözler, karmaşık cümleler yoktur. Köy hayatı gibi sade, soba başı sohbetleri gibi doğaldır. Her mani biraz iyi temenni, biraz gülümseme taşır.
Çocuklar ev ev dolaşırken torbaları ağırlaşır ama asıl dolan şey içlerindeki neşedir. Büyükler pencereden bakar, geçmiş yılları hatırlar. Çünkü bir zamanlar o maskelerin arkasında kendileri vardır.
Bazen maniler şakalaşır, güldürür…
“Galandar’ın kedisi,
Tırmandı evin sedisi,
Bir tabak daha verin,
Dolmadı bizim heybemiz.”
Bu sözlerin içinde kırgınlık yoktur. İstemek bile oyun gibidir. Ev sahibi de oyunun parçasıdır. Biraz gecikirse bilerek gecikir, çocukların sesi artsın ister.
Galandar gecesi köy sokaklarında yükselen sesler, aslında insanların birbirine hala yakın olduğunu hatırlatır. Elektrik ışıkları, televizyonlar, telefonlar bu geleneğin önüne geçemez. Çünkü Galandar kapıyı çalmaktır. Kapı açılınca göz göze gelmektir.
Gece ilerledikçe kar daha sessiz yağar. Çocuklar yavaş yavaş dağılır. Torbalar boşaltılır, kazanılanlar paylaşılır. O gece kimse zengin ya da fakir değildir. Herkes aynı hikayenin içindedir.
Sabah olduğunda köy yine aynı köydür. Evler, yollar, ağaçlar yerindedir. Ama içten içe herkes bilir ki Galandar gecesi gelip geçse de bıraktığı sıcaklık kolay kolay kaybolmaz. Çünkü bazı geceler takvimden silinse bile insanın içinde yaşamaya devam eder.


