Eşik

Bir insanın hayatında en çok karşılaştığı ama çoğu zaman adını koymadığı şeylerden biri eşiktir. Gün içinde defalarca kapıdan geçeriz, bir yerden bir yere girer çıkarız ama kapının altındaki o küçük sınırı fark etmeyiz. Oysa eşik dediğimiz şey sadece kapının altındaki tahta ya da taş parçası değildir. Aslında hayatın birçok yerinde karşımıza çıkan görünmez bir çizgidir. İnsan bazen bir kararın eşiğinde durur, bazen bir duygunun, bazen de tamamen yeni bir hayatın.

Bir düşün. Sabah uyanıp işe ya da okula gitmeye hazırlanıyorsun. Bazen yataktan kalkmak bile küçük bir eşik gibi gelir insana. Özellikle yorgun olduğun günlerde. Alarm çalar, kapatırsın, tekrar çalar. İçinden “beş dakika daha” dersin. Ama o an kalkıp kalkmamak aslında küçücük bir eşiktir. Kalktığın anda gün başlar, kalkmadığında ise başka bir akış başlar. Küçük gibi görünen bu kararlar günün gidişatını bile değiştirebilir.

Hayatta bazı eşikler çok küçük olur. O kadar küçüktür ki üzerinden geçtiğimizi fark etmeyiz bile. Mesela yeni bir insanla tanışmak. Otobüste yan yana oturduğun biriyle göz göze gelirsin ama konuşmazsın. Başka bir gün aynı durumda “Saat kaç acaba?” diye sorarsın. İşte o küçük soru bir eşik gibidir. Bazen o soru bir sohbetin başlangıcı olur, bazen de hayatında uzun süre kalacak bir tanışıklığın.

Okul hayatında da böyle eşikler vardır. İlk gününü hatırlamaya çalış. Yeni bir sınıfa girdiğin anı. Kapının önünde birkaç saniye durursun. İçeride herkes birbirini tanıyormuş gibi gelir. Sen ise dışarıdan gelen biri gibi hissedersin. O kapıdan içeri adım attığın an aslında sadece sınıfa girmiş olmazsın; yeni bir ortama, yeni arkadaşlıklara, yeni bir döneme de girmiş olursun.

Bazı eşikler ise insanın içinde olur. Dışarıdan bakıldığında hiçbir şey değişmemiş gibi görünür ama insanın iç dünyasında büyük bir sınır geçilmiş olur. Mesela bir şeyi kabullenmek. İnsan bazen bir gerçeği uzun süre kabul etmek istemez. İçten içe bilir ama yine de yüzleşmez. Fakat bir gün öyle bir an gelir ki artık kaçamaz. O an kabulleniş başlar. İşte o an, insanın kendi içindeki eşiği geçtiği andır.

Bir arkadaşını düşün. Yıllardır bir işte çalışıyor ama mutlu değil. Her gün aynı şikayetleri ediyor. “Bir gün başka bir şey yapacağım” diyor ama yapmıyor. Sonra bir gün gerçekten karar veriyor. Belki istifa ediyor, belki başka bir yere başvuruyor. Dışarıdan bakıldığında bu sadece bir iş değişikliği gibi görünür ama aslında o insan için büyük bir eşiktir. Çünkü yıllardır durduğu yerden bir adım ileri atmıştır.

İnsanların korkuları da çoğu zaman eşiklerle ilgilidir. Çünkü eşik dediğimiz şey genelde bilinmeyene açılır. Kapının bu tarafını bilirsin ama öteki tarafını tam olarak bilemezsin. Bu yüzden insanlar bazen eşikte durmayı tercih eder. Ne tamamen geri dönerler ne de ileri giderler. Bir süre o sınırda beklerler.

Mesela denize ilk kez girmeyi öğrenen bir çocuk düşün. Kıyıda durur, suya bakar. Ayağını sokar, hemen geri çeker. Su soğuk gelir, dalgalar korkutucu görünür. Ama biraz cesaret edip birkaç adım daha attığında suyun içinde kalmaya başlar. Birkaç dakika sonra yüzmeye çalışır. Aslında bütün mesele o ilk birkaç adımı atmaktır. Çünkü en büyük eşik çoğu zaman ilk adımdır.

Büyümek de biraz böyle bir şeydir. İnsan çocukken bazı şeyleri hiç düşünmez. Gelecek, sorumluluk, para kazanmak, hayatın ağırlığı… Bunlar çocuklukta uzakta duran kavramlardır. Ama yaş ilerledikçe insan fark etmeden başka bir eşiğin içine girer. Bir gün bakarsın ki artık bazı kararları kendin vermek zorundasın. Artık kimse senin yerine düşünmez. İşte o noktada çocukluk ile yetişkinlik arasındaki eşik geçilmiş olur.

İnsan ilişkilerinde de çok belirgin eşikler vardır. Mesela iki insan ilk kez tanıştığında aralarında görünmez bir mesafe olur. Konuşmalar daha dikkatlidir, cümleler ölçülüdür. Zaman geçtikçe bu mesafe azalır. Bir noktadan sonra insanlar birbirine gerçek düşüncelerini söylemeye başlar. Artık aradaki resmiyet kaybolur. İşte o an ilişki başka bir eşiği geçmiş olur.

Aşk da çoğu zaman böyle başlar. Başlangıçta sadece tanışıklık vardır. Sonra biraz merak, biraz ilgi eklenir. Bir süre sonra insan karşısındaki kişiyi daha çok düşünmeye başlar. Fakat o noktada bir eşik vardır. Ya duygularını söyleyecektir ya da içinde tutacaktır. O eşiği geçen insanlar yeni bir ilişkiye adım atar. Geçemeyenler ise çoğu zaman “keşke söyleseydim” diye düşünür.

Bazı eşikler ise zamanla fark edilir. O an yaşarken ne olduğunu tam anlamazsın ama yıllar sonra geriye dönüp baktığında “işte o gün bir şey değişmişti” dersin. Mesela bir öğretmenin söylediği bir cümle olabilir. Bir kitapta okuduğun bir paragraf olabilir. Bir yolculuk sırasında yaşadığın küçük bir olay olabilir. O an küçük görünür ama insanın düşünme biçimini değiştirir.

Bir arkadaşım yıllar önce bana şöyle bir şey anlatmıştı. Üniversitede okurken derslerden çok sıkılmış. Bir gün kütüphanede rastgele bir raftan bir kitap almış. Normalde hiç ilgilenmediği bir konuymuş. Ama kitabı okumaya başlayınca çok etkilenmiş. Sonra o alanda araştırmalar yapmaya başlamış. Yıllar sonra aynı alanda akademisyen olmuş. Bana “hayatım aslında o kitabı raftan aldığım gün değişti” demişti. İşte bazen bir kitap bile insanın hayatında bir eşik olabilir.

İnsanların kendilerine koydukları sınırlar da aslında eşiklerle ilgilidir. “Ben bunu yapamam”, “benim yeteneğim yok”, “benim için geç kaldı” gibi cümleler çoğu zaman insanın kendi önüne koyduğu eşiklerdir. O sınırlar bazen gerçek değildir ama insan onları gerçekmiş gibi kabul eder. Bu yüzden o sınırların ötesine geçmeye cesaret edemez.

Mesela kırk yaşında resim yapmaya başlayan insanlar var. Ya da elli yaşında üniversite okuyan. Çoğu zaman çevredeki insanlar “bu yaştan sonra mı?” diye sorar. Ama o insanlar aslında kendi içlerindeki bir eşiği geçmiştir. O yüzden başkalarının gördüğü şey yaş değil, onların gördüğü şey cesarettir.

Bazen de hayat bizi istemeden eşiklere getirir. Bir kayıp yaşarsın, bir hastalık olur, bir zorlukla karşılaşırsın. Bu tür durumlar insanı mecburen değiştirir. İnsan eskisi gibi kalamaz. Ya güçlenir ya da tamamen içine kapanır. Ama hangi yönde olursa olsun, o olaydan sonra insan artık eski kişi değildir. Çünkü hayat onu başka bir eşiğin ötesine taşımıştır.

Sabır da eşiklerle ilgilidir aslında. Bir işi öğrenirken, bir hedefe ulaşmaya çalışırken çoğu insan tam eşikte vazgeçer. Çünkü en zor nokta genelde sona en yakın noktadır. Bir sporcu düşün. Aylarca antrenman yapar ama yarışmadan hemen önce motivasyonunu kaybedebilir. Oysa biraz daha dayanırsa hedefe ulaşacaktır. Ama o küçük sabır eşiğini geçmek herkes için kolay değildir.

Günlük hayatta fark etmeden geçtiğimiz eşikler de var. Mesela bir şehirden başka bir şehre taşınmak. İlk başta her şey yabancı gelir. Sokaklar, insanlar, alışkanlıklar… Ama zaman geçtikçe insan o yeni yere alışır. Bir süre sonra orası da “ev” gibi hissettirmeye başlar. İşte o alışma sürecinin ortasında bir eşik vardır. O eşiği geçtikten sonra yabancılık hissi yavaş yavaş kaybolur.

Bazen insan kendini tanırken de eşikler yaşar. Çocukken ya da gençken insan kim olduğunu tam bilmez. Başkalarının söylediklerine göre hareket eder. Ailenin beklentileri, toplumun kuralları, arkadaş çevresinin etkisi… Ama zamanla insan kendi düşüncelerini daha net duymaya başlar. Bir noktadan sonra “ben aslında böyle biriyim” diyebilir. Bu da insanın kendi kimliğinin eşiğini geçmesi gibidir.

İlginç olan şu ki eşikler çoğu zaman büyük gürültülerle gelmez. Sessizce gelirler. Bir gün normal bir gün gibi başlar ama akşam olduğunda insan aynı kişi değildir. Belki bir karar vermiştir, belki bir gerçeği fark etmiştir, belki de sadece içinden bir şey değişmiştir.

Yaşlı insanlar hayatlarını anlatırken genelde birkaç önemli anı tekrar tekrar anlatırlar. Çünkü o anlar onların hayatındaki eşiklerdir. Mesela “o gün o trene binmeseydim hayatım çok farklı olurdu” diyen biri aslında bir eşikten söz ediyordur. Küçük bir seçim, ama büyük bir sonuç.

İnsan hayatını düşününce aslında bir eşikten diğerine yürür gibi yaşar. Çocukluk bir eşiktir, gençlik başka bir eşik, yetişkinlik başka bir eşik. Okula başlamak, mezun olmak, işe girmek, evlenmek, başka bir şehre gitmek… Bunların hepsi farklı kapılardan geçmek gibidir.

Belki de eşiklerin en ilginç tarafı şu: onları çoğu zaman ancak geçtikten sonra fark ederiz. İçindeyken sadece bir an gibi gelir. Ama aradan zaman geçince o anın aslında ne kadar önemli olduğunu anlarız.

Bir kapının önünde durduğunu düşün. Kapı kapalı değil ama yine de içeri girmek için bir adım atman gerekiyor. Hayatta da çoğu eşik böyle. Önümüzde duruyor ama geçip geçmemek bizim adımımıza bağlı. Bazen korkarak, bazen merakla, bazen de hiç düşünmeden o adımı atıyoruz.

Ve çoğu zaman o adım atıldıktan sonra hayat biraz farklı bir yöne akmaya başlıyor.

Kategoriler:


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir