”Dünya Derdi”

Dünya, bir yanı cennet, bir yanı cehennem olan garip bir yer. Kimi günler insana bahar dalları sunar, kimi günler ayazda titreten bir yalnızlığa iter. Zenginlik, fakirlik, saadet, keder… Hepsi aynı çarkın dişlileri gibi döner durur. Ama işin ilginç yanı, kimse ders almaz. İnsan, bile bile hata yapar, göz göre göre uçurumlara yürür.

Herkes kendi derdine düşer. Kimi geçim kaygısı çeker, kimi aşkın peşinden koşar. Kimisi, elindekiyle yetinmeyi bilmez, kimisi küçük mutluluklarla avunur. Ama işin gerçeği şu ki, Hiç kimse tam anlamıyla huzuru bulamaz. Çünkü huzur, dışarıda aranan bir şey değil, insanın içinde büyütmesi gereken bir çiçektir. Ama bu çiçeği sulamayı kimse bilmez, bilen de unutur.

Geçmişin yükü, geleceğin kaygısı derken insan hep şimdiyi kaçırır. Halbuki tek sahip olunan an, şu andır. Ama insanoğlu hep ‘yarın’ diye diye bugünü heba eder. Daha çok para, daha iyi bir hayat, daha fazla konfor derken yaşamak denilen şey ötelenir de ötelenir. Sonra bir bakmışsın, vakit dolmuş.

Dünya, koca bir yanılsamadır. İnsan, elindekileri kaybetmeden değerini bilmez. Sevdiklerini kaybetmeden kıymetini anlamaz. Sağlığı bozulmadan ne büyük bir nimet olduğunu fark etmez. Hayat, hep bir şeyleri öğretmek için sabırla bekler ama insanoğlu hep geç anlar. Geç anladığında da zaman kalmaz.

Bir yolculuk bu dünya, varış noktası belli ama rotası bilinmez. Kimi dümdüz bir ovada ilerler, kimisi ise yokuşları aşmak zorunda kalır. Kiminin yolları çiçeklerle bezeli olur, kimisi çamurlu bataklıklarda yürür. Ama sonuç değişmez; herkes varacağı yere varır.

İnsan denen varlık doyumsuzdur. Hep daha fazlasını ister, elindekini yeterli görmez. Oysa gerçek zenginlik, iç huzurudur. Parayla saadet olmaz, çünkü mutluluk dışarıda değil, insanın içindedir. Ama ne gariptir ki, bunu ancak yitirdiğinde anlar insan.

Dünya işleri bitmez. Bugün dert ettiğin şey, yarın önemini yitirir. Dün ağladığın şey, bugün sana komik gelir. Zamana yenik düşer her şey. Geriye sadece yaşanmış anılar ve kazanılan tecrübeler kalır. Ama o da zamanla silinir, unutulur. Adın bile birkaç nesil sonra kaybolur gider. O yüzden, dünya derdine düşüp de asıl hayatı kaçırmamak gerek.

Öyleyse, bir an dur ve düşün. Şu an neredesin? Elinde ne var? Ne kadar şükrediyorsun? Yoksa şikâyet mi ediyorsun? Ömrünün ne kadar kaldığını bilmiyorsun. Belki de sonbahardasın, belki kışa az kalmış. Ama unutma, dünya beklemez. Ne kadar oyalanırsan oyalan, hayat akmaya devam eder. Sen akışa uymazsan, geride kalırsın. O yüzden yaşamak için en doğru zaman şimdidir. Daha fazla bekleme. Çünkü dünya, beklemeyi bilmez.

Hayatın iplerini sıkı sıkı tut. İyiliği çoğalt, güzellikleri paylaş, vaktini boşa harcama. Dünya, senin ona nasıl baktığınla şekillenir. Sen karanlık görürsen, dünya da karanlık olur. Aydınlığı seçersen, her şey daha anlamlı hale gelir. Günü geldiğinde bu dünyadan göç edeceksin. Yanında ne götüreceksin? Hangi iyilikler seninle gelecek? İşte asıl mesele bu. Çünkü gerçek olan, arkanda bıraktığın izdir. Dünya geçicidir ama bıraktığın iz, seni ölümsüz kılar.

”Dünya, bir dertten kurtulmadan diğerine düşüren koca bir handır. İnsan, hep bir şeyleri tamamlamaya çalışır ama eksiklik hiç bitmez. Bugün kazandığın, yarın yetmez. Bugün çözdüğün, yarın bozulur. Bir ömür böyle geçer.

Ama asıl mesele, bu dertlerin içinde kaybolmamaktır. Dünya derdine düşüp de hayatı kaçıranlar, sonunda fark eder ki en büyük kayıp, yaşanmamış anılardır. O yüzden dertlere takılmadan, hayatın içinden yürüyüp gitmeli insan. Çünkü dünya beklemez.

Kategoriler:


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir