Bölüm 7 Adalet

İnsan önce kendine karşı adil olmayı öğrenir.

İnsan çoğu zaman adaleti dışarıda arar.

Haksızlığa uğradığında, incindiğinde, emeğinin karşılığını alamadığında…
Kalbinin içinde hemen bir tartı kurulur.
Ve o tartı çoğu zaman başkalarını ölçmeye başlar.

Kim haklı…
Kim suçlu…
Kim ne yaptı…
Kim neyi eksik bıraktı…

Bu çok insani bir şeydir.
Çünkü insan, incindiğinde önce kendisini korumak ister.

Ama zaman geçtikçe insan şunu fark eder.

Dış dünyada aranan adalet, çoğu zaman insanın içindeki adalet duygusunun yansımasıdır.

Ve insanın en zor öğrendiği şey şudur.

İnsan, kendisine adil değilse…
Hayata da adil bakamaz.

Adalet yalnızca mahkemelerde kurulmaz.

Adalet, insanın kendi kalbinde başlar.

İnsan bazen kendisine fazla yüklenir.
Hatalarını affetmez.
Geçmişte yaptığı yanlışları yıllarca sırtında taşır.
Bir cümleyi, bir kararı, bir tercihi…

Ve fark etmeden kendisini cezalandırır.

Bazı insanlar da tam tersini yapar.
Hiç sorumluluk almaz.
Her hatayı başkalarına yükler.
Her kırılmayı dış dünyanın suçu sayar.

İki uç da adalet değildir.

Adalet, insanın kendisine gerçeği söyleyebilmesidir.

Ne kendini ezmek…
Ne kendini yüceltmek…

Sadece dürüst olmak.

İnsan kendisine dürüst olmayı öğrendiğinde, geçmiş değişmez.
Ama geçmişin kalpteki ağırlığı değişir.

Çünkü çoğu pişmanlık, yapılan hatadan değil…
Hatanın inkâr edilmesinden doğar.

İnsan bir gün durup kendisine şunu söyleyebildiğinde,
kalbin içinde bir denge kurulmaya başlar:

“Evet…
Ben de yanlış yaptım.”

Bu cümle ağırdır.
Ama aynı zamanda özgürleştiricidir.

Adalet, insanın kendi hikâyesini tarafsız okuyabilmesidir.

İnsan kendisini anlatırken çoğu zaman ya mağdur olur…
Ya kahraman.

Oysa hakikat bu ikisinin ortasında saklıdır.

İnsan bazen incinir.
Ama bazen de incitir.

Bazen haklıdır.
Ama bazen haksızdır.

Olgunluk, insanın bu gerçeği taşıyabilmesidir.

Kendi hatalarıyla yüzleşemeyen insan başkalarının hatalarını büyütür.

Çünkü insan, içinde bastırdığı gerçekleri dışarıda arar.

Kendisine kızan biri, çoğu zaman dünyaya kızar.
Kendisine güvenemeyen biri, herkesten şüphe eder.
Kendisini affedemeyen biri, başkalarını da affedemez.

Adalet, önce içte kurulmadan dışta kurulamaz.

İnsan hayatında bazı anlar vardır.
Dönüp geçmişine baktığında içi sızlar.

Bir dostluk…
Bir sevgi…
Bir karar…
Bir söz…

Ve insan çoğu zaman o anları değiştirmek ister.

Ama zaman geri dönmez.

Adalet, zamanı geri almak değildir.
Adalet, geçmişten öğrenerek bugünü doğru kurmaktır.

İnsan kendisine adil olduğunda,
yükleri azalır.

Çünkü insan çoğu zaman kendisini yargılayan en sert hâkimdir.

Kalbin içinde kurulan o görünmez mahkeme…
Çoğu zaman merhamet tanımaz.

Adalet, insanın o mahkemede yargıç ile sanığı barıştırabilmesidir.

Bu yolculukta insan anlar ki

Her yaşanan şey yalnızca başına gelmez.
Bazı şeyler insanı büyütmek için gelir.

Bu cümle ilk duyulduğunda ağır gelebilir.
Çünkü acıya anlam vermek kolay değildir.

Ama insan hayatına biraz mesafeden bakabildiğinde,
şunu görmeye başlar.

En zor dönemler…
En güçlü dönüşümlerin kapısını açmıştır.

Adalet, kaderi suçlamak değildir.
Adalet, kaderin içinde kendi sorumluluğunu görebilmektir.

İnsan bazı şeyleri seçmez.
Ama verdiği tepkileri seçebilir.

Ve çoğu zaman insanın hayatını değiştiren şey başına gelenler değil…
Onlara verdiği cevaplardır.

İnsan kendisine adil olmayı öğrendiğinde,
başkalarına bakışı da değişir.

Artık insan…

Herkes kendi hikâyesinin içinde yürür.
Herkes görünmeyen yükler taşır.
Herkes bir yerlerde kırılmıştır.

Bu farkındalık, yargıyı yavaş yavaş azaltır.

Adalet, sertlik değildir.
Adalet, denge kurabilmektir.

İnsan bazen kendisini savunmalıdır.
Bazen sınır çizmelidir.
Bazen “hayır” demelidir.

Ama bunu öfkeyle değil kendine saygıyla yapabilmelidir.

Adalet, başkalarını yenmek değildir.
Adalet, insanın kendi içindeki karmaşayı sakinleştirmesidir.

İnsan iç huzurunu bulmadan,
dış dünyada huzur kuramaz.

Ve insan, bu durakta önemli bir gerçekle karşılaşır.

Hayat herkese eşit davranmaz.
Ama insan, kendi kalbinde denge kurabilir.

Bu denge, insanı güçlü yapar.
Sessiz ama sağlam bir güç.

On iki duraklı bu yolculukta adalet,
insanın omurgasını güçlendiren bir duraktır.

Burada insan şunu öğrenir:

Kendine haksızlık eden biri,
dünyadan adalet beklerken yorulur.

Ama kendine adil olan biri,
hayatın dengesini daha net görmeye başlar.

İnsan bir gün durup geçmişine baktığında,
şunu söyleyebildiğinde…

“Ben elimden geleni yaptım.
Eksiklerim oldu.
Yanlışlarım oldu.
Ama öğrendim.”

İşte o an kalpte bir sükunet doğar.

Adalet, insanın kendisiyle barışmasının kapısıdır.

Ve insan bu kapıyı açtığında yol biraz daha netleşir.

Çünkü adalet, yalnızca doğruyu bulmak değildir.
Adalet, insanın kendi gerçeğiyle yürümeyi öğrenmesidir.

❖❖❖

Kategoriler:


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir