Uçurum uçurum çöktüm gözlerinin karasına,
Kara yazı gibi düştün alnımın beyazına…
Boynuma zincir misin, yoksa kaderin cezası mı?
Ben seni sevdim diye, ömrümün son duası mı?
Yanarım… yanarım…
Külüm savrulur rüzgarın karasına…
Bu nasıl ateş, döner durur içimde yarasına…
Seni de yakar, beni de yakar…
Belalım… belam… kara bahtım…
Gün görmemiş ormanlarda adımı aradım durdum,
Issız gecelerde gölgeme bile sığındım, yoruldum…
Denizlere attım kendimi, dalgalar bile geri vurdu,
Teninin tuzunu değil, sensizliğin pasını yudum yudum durdu…
Yanarım… yanarım…
İçime çökmüş yaramın karasına…
Ateşime su döksen de durmaz, yanar yine hasarına…
Seni de yakar, beni de yakar…
Belalım… benim kara talihim…
Göğsüme mühür gibi bastım adını, silemedim,
İki dünya arasında kaldım, dönemedim, gidemediğim…
“Yer nerede, gök nerede?” dedim, kendimi bile bilmeden,
Her düşüşümde karşıma çıkan o gölge… sendin diyemedim…
…
Yanarım… yanarım…
Külümden doğsam bile yine sana yanarım,
Bir ömür boyu dönsem de kaçamam bu yaradan,
Seni de beni de bitirmez bu yangın… belalım…
Yanarım… yanarım…
Yandıkça anlarım…
Kaderim senmiş meğer, ne yapsam çıkar karşıma,
Belalım… ah belalım…


