Bayram… Kimileri için bir çocuğun avuçlarına sığan şeker tadında, kimileri için ise iç çekişlerin yankılandığı boş odalar kadar sessiz. Kimi evler, taze pişmiş çörek kokusuyla dolar, kimi evlerde ise yıllardır açılmayan sandıklardaki hatıralar suskunluğunu korur. Bayram, kimine vuslatın, kimine hasretin adıdır. Aynı gün içinde, iki farklı dünyaya dokunan bir zaman dilimidir.
Bayram, herkes için aynı anlamı taşımaz. Kimi evlerde kahkahalar yükselirken, kimi evlerde sessizlik hâkimdir. Bayram sabahı sıcak bir kahvaltı sofrası kurulan evler olduğu gibi, sofrada eksiklik hissedilen evler de vardır. Annesini kaybeden bir çocuk için bayram sabahı, annesinin yaptığı mis kokulu poğaçalarla uyanmamak demektir. Babasını kaybeden bir evlat için, namazdan dönen bir babanın elini öpememek demektir. Evlatlarından uzakta kalan bir anne-baba için bayram, eksik mutluluk demektir. Kimi gurbetin soğuk yüzüyle, kimi parmaklıkların ardında kalmanın burukluğuyla, kimi de ayrılığın derin hüznüyle sınanır. İşte bu yüzden bayram, her eve aynı coşkuyla gelmez.
Bayram, zamanın üzerimize bıraktığı en eski notalardan biridir. Kimi zaman bir annenin gözlerinde ışıldayan mutluluk olur, kimi zaman bir babanın gizlice sildiği gözyaşında yankılanır. Kapılar çalınır, eller öpülür, geçmişe bir selam çakılır. Ama bazı kapılar hiç açılmaz, bazı eller uzun zamandır unutulmuştur. Yalnızlığın kemirdiği ruhlar, bayramın coşkusuna uzaktan bakar. Bayram, herkesin içinde aynı sesi uyandırmaz; kiminde neşe olur, kiminde hüzün.
Fakat bayram yalnızca insanlara ait değildir. Sabahın ilk ışıkları, doğaya da bayram getirir. Güneş, toprağa daha nazik dokunur o gün. Dallarında esneyen kediler, pencerelere konan serçeler, yükseklerden bayramı selamlayan kartallar… Rüzgâr, yapraklara usulca bir selam verir, dağların sessiz yamaçlarında bir anlığına durur. Dere kenarında su içen bir ceylan, en az bayram sofrasına oturan bir çocuk kadar huzurludur. Çünkü doğa da bir bayram yaşar; gürültüsüz, beklentisiz, içten ve yalın…
Sokak köşelerinde unutulmuş bir köpeğin başını okşamak, bahçedeki ağaca bir kap su bırakmak, bir serçeye yuva olmak… Bayram, iyiliğin ve paylaşmanın sadece insanlarla sınırlı olmadığını anlatır bize. Hayvanların gözlerinde, tabiatın kollarında saklıdır gerçek huzur. Tertemiz bir gökyüzü, hafif esen bir rüzgâr ve uçsuz bucaksız doğa, bayramın en sessiz ama en güçlü şahitleridir.
Bayram, sadece geleneklerin, ritüellerin tekrarı değildir. O, insan ruhunun derinliklerinde saklı bir iyiliktir. Bir yetimin saçını okşamak, bir yaşlının elini sımsıkı tutmak, bir sokak hayvanının açlığını gidermek, bir fidanı toprağa emanet etmektir. Bayram, yalnızca kutlanan bir gün değil, hissedilen bir duygudur. İnsan, doğa ve hayat arasında kurulan görünmez bir köprüdür.
Bayramınız, gökyüzü kadar engin, toprağın kokusu kadar gerçek, rüzgârın fısıltısı kadar nazik olsun. Sevdiklerinizle birlikte, eksilmeyen umutlarla, çoğalan iyiliklerle dolsun. Çocuklar musmutlu olsun, hiçbir yürek üşümesin, hiçbir göz nemlenmesin. Hayatın en saf haliyle yaşandığı, tertemiz bayramlar dilerim.
Sevgiyle, anlamla, derinlikle… Nice bayramlara!
