Dünya, bir kadının nefesiyle açılır.
Ve insan, ilk hakikatini annesinde duyar.
Sıfır gibi sessiz bir başlangıç,
Bir gibi büyük bir adanış.
Ama herkes doğurur, herkes büyütemez.
Bazı kadınlar evladı bedeninden çıkarır,
Ruhuna hiç dokunmadan.
Çünkü anne olmak, kan bağı değil;
Kalbin kabullenmesidir.
Benim sıfırım annemin mutfağında başladı.
Tencereden çıkan buhar, duvarlara çarpan kaşık sesi,
Ve bir türkü… ama türkü değil sadece;
Sabırdı, emekti, alın teriydi.
Bazen acıydı, bazen gururdu.
Ama hep gerçekti.
Annem türkü söylerken zaman dururdu.
Ben anlamazdım, çünkü anlamak için büyümek gerekiyordu.
Şimdi biliyorum…
Bir kadın evladını doyururken yalnız karın doyurmaz,
Dünyayı sırtlar.
Ve bazı kadınlar o yükü taşıyamaz;
Doğurup giderler, büyütmeyip susarlar, bakıp görmezler.
Onların içindeki sıfır hiç açılmaz,
Bir’e dönüşmez.
Anneliğin ölçüsü rahim değil,
Ruhun genişliğidir.
Bir annenin duası,
Dağdan ağırdır;
Yük taşır, isim taşır, kader taşır.
Benim annem türkülerle yoğurdu hayatı.
Toprak kokardı evi, ekmek gibi sıcaktı.
Yokluğun içinden varlığı öğretti.
Karşılıksızlığın en büyük sermaye olduğunu,
Gurur denen şeyin bile bazen eğilmesi gerektiğini gösterdi.
Bugün anlıyorum…
İnsan sıfırdan doğar,
Ama anne kalbi varsa bir olur.
Yoksa, bir ömür sıfırda kalır.
Bütün kadınlar anne değildir.
Bazıları sadece doğuran,
Bazıları sadece ad koyan,
Bazıları sadece fotoğraflarda kalan…
Ama gerçek anneler,
Evin ruhunu taşırlar,
Evladın omzundaki görünmez duayı,
Gecenin içindeki sessiz sabrı…
Ve insan büyür;
Kalabalıklar içinde bile,
Bir ses olur içinden geçer,
“Sen düşme, ben varım.”
İşte o ses, annedir.
Sıfırdan Bire uzanan yol;
Doğurulmakla değil, doğrulmakla başlar.
Annen varsa yanında değilsin;
Annen varsa yarım değilsin.
O varsa, dünya eksilse de içindeki tamdır.
Ve ben annemin mutfağından öğrendim.
Bir insanı insan yapan,
Doyduğu tabak değil,
Doyduğu sevgidir.
“Sıfır doğumdur.
Bir, bağdır.
Doğuran değil, bağ kuran annedir.”


