Ali

Neçedir ağlarım, bilmirem…

Bu şarkı; bir yaşında toprağa verdiğimiz kardeşim Ali’ye gelsin.
Adını ben koymuştum… Daha “abi” diyemeden gitti.

Hep bir erkek kardeşim olsun istedim;
Omuz omuza yürüyelim, kavga edelim, sonra barışalım istedim…
Nasip olmadı.

Şimdi düşünüyorum da…
Yaşasaydı bugün Haydar Ali yaşında bir delikanlı olacaktı.
Belki sakalı terlemiş, sesi kalınlaşmış, hayalleri olan bir genç…

Ben onu hep bir yaşında hatırlıyorum.
Ama zaman onu büyüttü…
Sadece ben göremedim.

Yıllar sonra bir oğlum oldu, adını Yiğit koydum.
Baba olunca Ali’nin yokluğunu daha derinden anladım.

İçimde bir yerde hep şunu düşündüm.
Belki Yiğit, Ali’nin yaşayamadığı günleri yaşıyordur.

Ama insan şunu da biliyor…

Her Ali’den evlat olmuyor.
Bazısı aynı sofraya oturur, ama kalbinde başka hesap taşır.
Bazısı omzuna yaslanır, ama ilk rüzgârda seni satacak kadar hafiftir.
Adı kardeş diye anılır, ama dara düştüğünde yokluğunu fırsat bilir.
Yüzüne bakar, gözünün içine konuşur;
Arkanı döndüğünde ise en derin yarayı o açar.

İhanet bazen yabancıdan gelmez…
Aynı evde büyüyen bir sesten,
Aynı yolda yürüdüğün bir gölgeden gelir.

Hiçbir evlat bir başkasının yarasını kapatmıyor.
Hiçbir sadakat, bir ihanetin açtığı boşluğu doldurmuyor.

Bazı acılar geçmiyor,
Sadece insan susmayı öğreniyor.

Ben sustum…
Ama bu şarkı konuştu.

Ruhu şad olsun kardeşimin. 🤍

Kategoriler:


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir