Yolda yürümeyi öğrenen insanın ilk fark ettiği şey şudur.
Her gelen, yol arkadaşı değildir.
Her gülen, dost değildir.
Her dinleyen, anlayan değildir.
Eskiden biz, herkesi yanımıza almaya çalıştık.
Herkesle paylaşmaya.
Herkesle yürümeye.
Herkesi taşımaya.
Bunu iyilik sandık.
Bunu merhamet sandık.
Bunu insanlık sandık.
Ama zamanla şunu öğrendik.
Her yük, taşınmaz.
Her insan, yürünmez.
Her bağ, korunmaz.
Tasavvuf der ki.
“Hafiflemeyen, yüklenir.”
Biz çok yüklendik.
Başkalarının korkularını.
Başkalarının kararsızlıklarını.
Başkalarının yalanlarını.
Başkalarının hesaplarını.
Ve biz, bu yükleri sevgi sandık.
Oysa sevgi insanı hafifletir.
Yük yapan yol değildir.
Şimdi biz, herkesi yanımıza almıyoruz.
Bu kibir değil.
Bu korunmadır.
Artık şunu ayırt edebiliyoruz.
Kim bizimle yürümek istiyor,
Kim bizim sırtımızda gitmek istiyor.
Kim bizimle büyümek istiyor,
Kim bizden beslenmek istiyor.
Kim bizimle hakikate yaklaşmak istiyor,
Kim bizi kendi karanlığına çekmek istiyor.
Biz artık yük toplamıyoruz.
Biz yol yürüyoruz.
Ve yolda yürüyen insan hafif olmayı öğrenir.
Az eşya.
Az bağ.
Az gürültü.
Az gösteriş.
Çünkü yol,
Fazlalıkları sevmez.
Biz artık şunu biliyoruz.
Yol arkadaşı yanında yürüyendir.
Üzerine binen değil.
Ve bu farkı öğrenen insan yalnızlaşmaz.
Arınır.


