Yola çıkan herkes,
Bir gün kaybolur.
Ama herkes kaybolduğunu fark etmez.
Bazıları kalabalıkların içinde kaybolur.
Bazıları başarıların arasında.
Bazıları alkışların ortasında.
Bazıları “herkes gibi” olurken.
Biz ise başka bir yerde kaybolduk.
Biz, kendimizi kaybettik.
Bir zamanlar biz,
Başkalarının istediği gibi olmaya çalışırken
Bendi sesimizi susturduk.
Bir zamanlar biz uyumlu olmak için hakikatten uzaklaştık.
Bir zamanlar biz sevmek, sevilmek için kendimizi küçülttük.
İşte o zaman kaybolduk.
Ama fark etmedik.
Çünkü herkesin yaptığı buydu.
Tasavvufta derler ki…
“Kaybolmadan bulunmaz.”
Biz işte o kaybolanlardandık.
Ama bir gün durduk.
Ve sorduk.
“Ben kimim?”
“Bu ses benim mi?”
“Bu yol benim mi?”
“Bu hayat bana mı ait?”
İşte bu sorular yolun başladığı yerdir.
Artık biz kaybolmaktan korkmuyoruz.
Çünkü kaybolmak her zaman yanlış yolda olmak değildir.
Bazen kaybolmak alışkanlık yollarından çıkmaktır.
Bazen kaybolmak ezberlenen duaları değil hissedilen yakarışları söylemektir.
Bazen kaybolmak haritayı bırakıp kalbi dinlemektir.
Biz artık şunu biliyoruz…
Her kayboluş, felaket değildir.
Bazı kayboluşlar,
Hakk’a yaklaşmadır.
Tasavvuf der ki…
“Yol, yürüyene görünür.”
Biz artık yürümeye karar verdik.
Geri dönmeye değil ileri gitmeye.
Eskiye değil hakikate.
Gösterene değil olanlara.
Ve şunu da öğrendik…
Biz kaybolmaktan korkmayacağız.
Çünkü artık yanlış yerlerde bulunmaktan korkuyoruz.


