İnsan kendisiyle tanışarak doğmaz.
İnsan kendisini yavaş yavaş öğrenir.
Tıpkı karanlık bir odaya girip gözlerinin alışmasını beklemek gibi…
Önce siluetler görünür.
Sonra şekiller belirir.
Sonra ayrıntılar fark edilir.
Benlik de böyledir.
Bir anda ortaya çıkmaz.
Zamanla görünür olur.
❖
Hayatın ilk yıllarında insan, kendisini başkalarının aynasında görür.
Ailesinin bakışlarında…
Öğretmeninin sözlerinde…
Arkadaşlarının davranışlarında…
İnsan kendisine dair ilk cümleleri kendi kurmaz.
O cümleler ona söylenir.
Sen uslusun.
Sen inatçısın.
Sen güçlüsün.
Sen hassassın.
İnsan bir süre sonra bu cümleleri taşımaya başlar.
Sonra onları kendisine ait sanabilir.
❖
Belki de insanın en büyük yanılgılarından biri budur.
Kendisine öğretilen ile kendisine ait olanı karıştırmak.
Çünkü insan, kabul görmek ister.
Sevilmek ister.
Dışlanmamak ister.
Anlaşılmak ister.
Ve bazen bu ihtiyaçlar, insanın kendi sesini bastırmasına sebep olabilir.
İnsan kendisini korumak için şekil değiştirir.
Uyum sağlar.
Susar.
Bazen istemediği şeylere bile evet diyebilir.
Bu bir zayıflık değildir.
Bu, insanın hayatta kalma refleksidir.
❖
Zaman ilerledikçe insanın içinde küçük bir alan oluşur.
Herkese açık olmayan…
Sadece kendisinin bildiği bir alan…
Orada gerçek duygular saklanır.
Söylenemeyen cümleler saklanır.
Yarım kalmış hayaller saklanır.
Çocuklukta kırılmış taraflar saklanır.
İşte benlik, biraz da bu saklı alanın bütünüdür.
❖
İnsan bazen kendisini tanıdığını düşünür.
Ne istediğini bildiğini…
Nasıl biri olduğunu çözdüğünü…
Ama hayat, insanın karşısına öyle anlar çıkarır ki…
İnsan kendi tepkilerine bile şaşırabilir.
Beklemediği kadar kırılabilir.
Beklemediği kadar öfkelenebilir.
Beklemediği kadar affedebilir.
Beklemediği kadar dayanıklı olabilir.
İşte o anlar, insanın benliğiyle yüzleştiği anlardır.
❖
Benlik, durağan değildir.
Sabit bir yapı değildir.
Benlik, yaşayan bir şeydir.
İnsan yaşadıkça değişir.
Sevdikçe değişir.
Kaybettikçe değişir.
Yeniden başladıkça değişir.
Ve bazen insan, eski halini özleyebilir.
Bazen de eski halinden uzaklaştığı için rahatlayabilir.
Bu değişim, insanın kendisini kaybettiği anlamına gelmez.
Bu değişim, insanın kendisini aradığı anlamına gelir.
❖
İnsan kendisine en çok ne zaman yaklaşır biliyor musun?
Kimsenin izlemediğini düşündüğü anlarda.
Yalnız kaldığında…
Bir şarkı dinlerken…
Bir cümleye takılıp uzun süre sustuğunda…
Gece herkes uyurken geçmişi hatırladığında…
İnsan, en gerçek haliyle çoğu zaman o anlarda buluşur.
❖
Benliği anlamanın en zor taraflarından biri, insanın hoşuna gitmeyen taraflarıyla karşılaşmasıdır.
İnsan kendisini güçlü görmek ister.
Ama içinde korkular vardır.
İnsan kendisini iyi görmek ister.
Ama içinde kırıcı taraflar vardır.
İnsan kendisini adil görmek ister.
Ama bazen kendi yarasını korumak için haksız davranabilir.
Bu gerçeklerle karşılaşmak kolay değildir.
İnsan bazen gözlerini kapatmak ister.
Bazen konuyu değiştirmek ister.
Bazen kendisini haklı çıkaracak sebepler arar.
Ama insanın büyümesi çoğu zaman tam da burada başlar.
❖
Benlik, yalnızca insanın kim olduğu değildir.
Benlik, insanın kim olmaktan korktuğudur aynı zamanda.
Bazı insanlar kırılgan görünmekten korkar.
Bazı insanlar güçlü görünememekten korkar.
Bazı insanlar terk edilmekten korkar.
Bazı insanlar görülmekten bile korkabilir.
İnsan korkularını sakladıkça, benliğinin bir parçasını da saklamış olur.
❖
İnsan kendisini anlamaya başladığında, iç dünyasında tuhaf bir sessizlik oluşabilir.
Bu sessizlik bazen huzur gibi gelir.
Bazen de belirsizlik gibi hissedilir.
Çünkü insan kendisini tanımaya başladığında, bazı eski alışkanlıklarını bırakmak zorunda kalabilir.
Bazı ilişkileri sorgulayabilir.
Bazı hayallerin aslında kendisine ait olmadığını fark edebilir.
Bu fark ediş, insana hem özgürlük hem yalnızlık hissi yaşatabilir.
❖
Benlik yolculuğu, cesaret isteyen bir yolculuktur.
Çünkü bu yolculukta insan, kendisine yalan söyleyemez.
Başkalarını kandırmak mümkündür.
Toplumu ikna etmek mümkündür.
Ama insan, kalbinin içinde sakladığı gerçeği sonsuza kadar susturamaz.
Bir yerde, bir an gelir…
İnsan kendisiyle konuşmak zorunda kalır.
❖
İnsan kendisine yaklaştıkça şunu fark eder.
Kusurlar, insanı eksiltmez.
Kusurlar, insanı tamamlar.
Çünkü insan mükemmel olmaya çalıştıkça yorulur.
Ama insan kendisini kabul ettiğinde hafifler.
❖
Benlik, insanın kendi içindeki evi gibidir.
İnsan o evden ne kadar uzaklaşırsa uzaklaşsın, oraya dönme ihtiyacı hisseder.
Bazıları bu eve erken döner.
Bazıları yıllarca kapısını bulamaz.
Bazıları o evin varlığını bile unutur.
Ama insanın içindeki o ev, hep oradadır.
Sessizce bekler.
❖
Bu durak, insanın aynaya ilk kez gerçekten baktığı duraktır.
Sadece yüzüne değil…
Duygularına…
Korkularına…
Hayallerine…
Yorgunluklarına…
Ve belki ilk kez kendisine şu cümleyi söylemeye yaklaşır.
Ben kendimi anlamaya çalışıyorum.
❖
Bu cümle küçük görünebilir.
Ama insanın iç yolculuğunda büyük bir kapıdır.
Çünkü insan kendisini anlamaya başladığında, başkalarını yargılamak yerine anlamaya yaklaşır.
Kendisine sert davranmak yerine merhamet etmeyi öğrenir.
Ve belki ilk kez, kendi kalbinin yanında durur.
❖
Benlik, insanın hayat boyunca taşıdığı en görünmez ama en ağır emanettir.
Ve insan, o emaneti tanımaya başladığında…
Hayatın yükü değişmez.
Ama insanın yükü taşıma şekli değişir.
❖❖❖


