4.BÖLÜM – Bir gün döneceğim

Toprak henüz soğuktu.
Bahara daha haftalar vardı ama derenin içinden gelen ses, doğanın uyanmak için sabırsızlandığını söylüyordu.

Köyün altında yeni bir köprü yapılıyordu.
Taşlar üst üste dizilmiş, çamurla harç karılmış, iki yakayı birleştirecek bir yol arıyordu.

Kara, uzun yolculuklardan aşınmış botlarıyla taşların arasından yürüdü.
Omzunda paslı bir alet çantası, yüzünde ince bir yorgunluk vardı.
Şehirden geri dönmüştü; kamyonu bozulmuş, parça bekliyordu.

Ama o, geri döndüğünü bilmeden asıl kader parçasıyla karşılaşacaktı.

Bir kadının sesi duyuldu…

“Taşı üst tarafa bırakıyorum!”

Kara başını kaldırdı.
Köprünün temeli atılan yerde, bir kadın dizlerinin üstüne çökmüş, kocaman bir taş parçasını çekmeye çalışıyordu.
Başındaki örtü rüzgarda savruluyor, saçlarının uçlarını ortaya çıkarıyordu.
Ellerinde çamur, yüzünde kararlılık vardı.

Kadın, taşı kaldırmaya çalışırken dengesini kaybetti.
Tam düşeceği anda Kara koştu, taşı tek hamlede aldı ve yerine bıraktı.

“Yardım edeyim.”

Kadın şaşırdı ama gururu izin vermedi.

“Gerek yok. Burası bizim köyümüz. Herkes kendi taşını taşır.”

“Kendi taşını taşımak başka, kendini incitmek başka.”

Kadın sessizleşti.
Ellerini çamurdan arındırmaya çalıştı ama çamur çıkmadı.

“Adın ne senin?” dedi Kara.

Kadın gözlerini kaçırmadan söyledi…

“Beyaz.”

Kara hafifçe gülümsedi.

“Kir tutmadığı için mi?”

Beyaz, ağır ama onurlu bir sesle cevap verdi.

“Kolay kirlendiği için.”

Kara sustu.
Bu cümle, en ağır taşlardan bile ağırdı.

Bir süre yan yana çalıştılar.
Her hareket, taşların sesiyle yankılanıyor, dere sesine karışıyordu.

Sonra Beyaz, elindeki uzun beyaz atkıyı çıkarıp rüzgardan kurtarmaya çalıştı.
Atkı inceydi, neredeyse düşecek kadar savruluyordu.
Kara farkında olmadan atkıyı tuttu.

İlk temas buydu.

İkisi de durdu.
Zaman bile durdu.

Kara’nın sesi yavaş, kararlı ve sakindi.(!)

“Kamyonum tamir olunca gideceğim.”

Beyaz gözlerini kaçırdı.

“Giden dönmez.”

Kara, atkıyı hafifçe Beyaz’ın eline geri verdi.

“Ben dönerim.”

Beyaz başını eğdi, sanki o cümle kalbine fazla dokunmuştu.

“Söz veren çok oldu Kara. Sözünü tutan kaç kişi kaldı?”

Kara, gözlerinin içine baktı.
İlk defa bu kadar yakındılar.

“Bir gün döneceğim.”

Bunu söylerken rüzgar atkıyı savurdu.
Atkı, ikisinin arasından geçerek köprünün taşlarına sürtündü.

Beyaz atkıyı topladı, dudaklarının arasında o en sarsıcı cümle belirdi.

“İnsan nereye döner?”

Kara hiç düşünmeden cevap verdi.

“Vicdanına.”

Ve yürüdü.
Adımlarının sesi, suyun sesine karıştı.

Beyaz, köprünün ortasında tek başına kaldı.
Ellerinde beyaz atkı, içinde bir sözün ağırlığı.

Gökyüzü griydi.
Ama kadın, gri gökyüzüne rağmen atkısına baktı ve seslendi.

“Bekleyeceğim.”

O an köprü onların sırrını duydu.
Taşlar hafifçe titredi.

Ve söz taşlara işlendi

“Bir gün döneceğim.”

Kategoriler:


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir