3. İç Sessizlikle Tanışmak

İnsan kendi sesini duymaya başladığında, hayatın gürültüsü bir anda kesilmez.
Dış dünya aynı hızla devam eder.
Telefon çalar.
İnsanlar konuşur.
Sorumluluklar bekler.

Ama insanın içinde yavaş yavaş yeni bir alan oluşur.

Sessiz bir alan.

Bu sessizlik, yalnızlık değildir.
Boşluk da değildir.
Bu, insanın kendisiyle kalabildiği yerdir.

Çoğumuz sessizlikten biraz çekiniriz.

Çünkü sessizlik, dikkati içeri çevirir.
İnsan dış sesler sustuğunda, kendi düşüncelerini daha net duyar.
Ve bazen bu düşünceler karmaşık olabilir.

Geçmişten kalan hatıralar…
Yarım kalmış duygular…
Söylenmemiş sözler…

Bunların hepsi sessizlikte yüzeye çıkabilir.

Bu yüzden birçok kişi hayatını gürültüyle doldurur.
Sürekli bir şey izler.
Sürekli bir şey dinler.
Sürekli bir şeyle meşgul olur.

Çünkü meşguliyet, insanın kendisiyle karşılaşmasını geciktirir.

İç sessizlik aslında bir kaçış değildir.
Tam tersine, bir buluşmadır.

İnsan sessiz kaldığında, kendisiyle konuşmaya başlar.
Bu konuşma kelimelerle olmaz çoğu zaman.
Bir his olur.
Bir fark ediş olur.
Bir duruş olur.

Ve bu alan zamanla genişler.

Sessizlik, insanın kendisini yargılamadığı bir yer hâline gelebilir.

Gün içinde kendimize ne kadar sert davrandığımızı fark etmeyiz.
Yanlış yaptığımızda kendimizi suçlarız.
Eksik kaldığımızda kendimizi küçümseriz.

Ama insan sessiz kaldığında, kendisine biraz daha yumuşak yaklaşabilir.

Orada kimseyi etkilemek zorunda değildir.
Hiçbir rol taşımak zorunda değildir.
Hiçbir şey kanıtlamak zorunda değildir.

Sadece vardır.

İç sessizlik bazen korku da getirebilir.

Çünkü insan yıllarca kendisinden uzak yaşadıysa, bu buluşma ilk başta yabancı gelebilir.
Bu çok doğaldır.

Her yeni tanışma gibi, insanın kendisiyle tanışması da zaman ister.

İnsan kendisiyle oturmayı öğrendikçe, o yabancılık yerini tanıdıklığa bırakır.

Sessizlik, insanın duygularını daha net görmesini sağlar.

Koşuşturmanın içinde fark edilmeyen küçük kırgınlıklar…
Üzerinden geçilen yorgunluklar…
Adı konulmayan özlemler…

Sessizlikte kendisine yer bulur.

Bu bazen ağır gelebilir.
Ama aynı zamanda iyileştirici bir alandır.

Çünkü görülmeyen duygu, taşınmaya devam eder.
Görülen duygu ise yavaş yavaş çözülmeye başlar.

İnsan iç sessizliğe alıştıkça, hayatın ritmi değişmeye başlar.

Acele azalır.
Zorunluluk hissi hafifler.
Kendine karşı kurduğu baskı yumuşar.

Hayat hâlâ devam eder.
Ama insan artık hayatın içinde savrulmak yerine, kendi merkezine daha yakın durabilir.

Sessizlik aynı zamanda insanın sezgilerini güçlendirir.

İnsan bazı kararları mantıkla verir.
Bu çok değerlidir.
Ama insanın içinde başka bir rehber daha vardır.

Sessiz kaldığında, insan hangi yolda rahat nefes aldığını daha kolay anlayabilir.
Hangi ortamda daraldığını daha net hissedebilir.
Hangi insanların yanında kendisi gibi olabildiğini daha açık görebilir.

İç sessizlik, insanın kendisine alan açmasıdır.

Bu alan, her zaman uzun saatler yalnız kalmak anlamına gelmez.
Bazen birkaç dakikalık bir duruş bile yeterlidir.

Bir kahve içerken dalıp gitmek…
Bir yürüyüşte etrafı izlemek…
Bir akşam pencereden gökyüzüne bakmak…

İnsan bu anlarda kendi varlığını daha güçlü hissedebilir.

İnsan sessizlikle dost oldukça, içindeki karmaşa azalır.
Hayatın soruları tamamen kaybolmaz.
Ama insan bu sorularla baş başa kalabildiğini hisseder.

Bu da insana farklı bir güç verir.
Dışarıdan değil, içeriden gelen bir güç.

Bu yolculukta sessizlik bir son durak değildir.
Bir dinlenme alanıdır.
Bir nefes alanıdır.
Bir yön bulma alanıdır.

İnsan bu alanı tanıdığında, kendisine daha güvenli bir yer kurmaya başlar.

❖❖❖

Kategoriler:


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir