O gün köprü sessizdi.
Sanki rüzgar bile onların arasında esmekten utanıyordu.
Su ağır akıyor, gökyüzü ikiye bölünmüş gibiydi.
Bir yarısı kara, bir yarısı beyazdı.
Beyaz köprünün ortasında durdu.
Atkısını boynundan çözdü.
Rüzgar hemen saldırdı ipliklerine;
Sanki bu hikayeyi o da bitirmek istiyordu.
Kara birkaç adım gerideydi.
Omuzları düşüktü, kırıktı, gözleri öfkeyle değil, kırgınlıkla doluydu.
— Bir daha böyle görürsem… inanmayacağım,
dedi kısık bir sesle.
— Neye inanmayacaksın?
— Gözlerime.
Bu cümle Beyaz’ın içine saplanan bir bıçak gibi geçti.
Ne kadar sevmişse, o kadar yanlış anlaşılmıştı.
— Göz gördüğünü değil, korktuğunu görür, Kara.
— Ben sadece seni korumak istedim.
— Beni değil, kendini korudun!
diye bağırdı Beyaz.
Köprünün taşları çatladı sanki. Her çatlama bir kalp çarpışı gibiydi…
Yakın ama uzak, canlı ama yorgun.
Rüzgar atkıyı yeniden savurdu.
Atkı Beyaz’ın elinden kurtuldu.
Bir anlık sessizlik…
Sonra beyaz bir kumaş suya çarptı.
Su sesi büyüdü…
Atkı suyun üstünde döndü, döndü, sonra akıntıya kapıldı.
Beyaz köprünün demirine koştu.
Kara arkasından…
— Dur!
diye bağırdı.
— Gitme!
Ama Beyaz çoktan eğilmişti.
Suyun üstünde süzülen atkıyı izliyordu.
Atkı bir anlık aydınlığa tutuldu, sonra gölgeye karıştı.
Kadın seslendi…
— Bizim gibi işte…
Kara sessiz kaldı.
Beyaz’ın gözleriyle su birleşti.
— Su kirlenir mi Kara?
— Akarsa kirlenmez.
— Biz aktık mı?
— Hayır, donduk.
Cümleleri soğuktu ama içlerinde yanık bir gerçek vardı.
Bir yanlış anlaşılma…
Bir kelime fazlası, bir suskunluk eksiği…
Bir atkı kadar basit, bir hayat kadar ağır.
Beyaz geri çekildi.
Atkısı gitmişti.
Ama aslında o atkıyla birlikte umut da suya karışmıştı.
— Bir atkı yüzünden mi gideceksin?
dedi Kara.
— Atkı değil… anlamadığın her şey yüzünden.
Birbirlerine baktılar.
Artık ne özür işe yarardı, ne izah.
Bazı cümleler bitmezdi, yarım kalırdı.
Ama o yarım kalan yer, bütün hikayeyi anlatırdı.
Beyaz yürümeye başladı.
Köprünün sonuna geldiğinde arkasına bakmadı.
Kara, olduğu yerde kaldı.
Eli demir korkulukta, gözleri hala suyun üstündeydi.
Atkı çoktan gözden kaybolmuştu.
Sadece beyaz bir gölge kalmıştı suda.
Ve o gölge, ikisini de içine çekiyordu.
O an Kara fark etti…
Bazen bir insanı kaybetmek, bir kelimeye yanlış anlam yüklemek kadar kolaydır.
Ama geri almak, bir ömrü bile yetiremeyecek kadar zordur.
Rüzgar son kez esti.
Suyun yüzeyi dalgalandı.
Ve o beyaz atkı, köprünün altından geçip gözden tamamen kayboldu.
Beyaz ve Kara’nın hikayesinde o gün bir cümle bitti,
ama bir sessizlik başladı.


