11. Kabullenmenin Başlangıcı

Bir noktada yoruluyorum.
Direnmekten yoruluyorum.
Sürekli açıklamaya çalışmaktan.
Sürekli güçlü durmaktan.
Sürekli kontrol etmeye çalışmaktan.

Ve içimde sessiz bir cümle beliriyor.
Artık böyle savaşmak istemiyorum.

Bu cümle bir vazgeçiş değil.
Bu, kabullenmenin başladığı yer.

Kabullenmek çoğu zaman yanlış anlaşılıyor.
Sanki pes etmekmiş gibi.
Sanki boyun eğmekmiş gibi.

Ama benim hissettiğim şey bu değil.

Kabullenmek, olanla kavga etmeyi bırakmak.
Olmayanı zorlamamayı seçmek.
Değiştiremeyeceğim şeylere bütün gücümü harcamamak.

Uzun süre şunu yapıyorum.
Geçmişi değiştirsem bugün daha iyi olurdu diyorum.
İnsanları farklı olsalar her şey yoluna girerdi diye düşünüyorum.
Kendimi biraz daha zorlasam her şey düzelirdi sanıyorum.

Ama ne kadar zorlarsam zorlayayım, bazı şeyler yerinden oynamıyor.

İşte tam orada duruyorum.

Kabullenmenin başlangıcı, gerçeği olduğu gibi görmeye cesaret etmek.

Ben buyum.
Bu yaşadıklarım bana ait.
Bu duygular gerçek.
Bu yorgunluk boşuna değil.

Bu cümleleri kurmak kolay olmuyor.
Çünkü insan gerçeği kabul ettiğinde, bahanelerini de bırakmak zorunda kalıyor.

Kabullenmeye başladığımda bir şey değişiyor.
Hayat bir anda düzelmiyor.
Sorunlar sihirli şekilde çözülmüyor.

Ama içimdeki gerginlik azalıyor.

Çünkü artık kendimle kavga etmiyorum.

Kabullenmek, kendime kızmayı bırakmak anlamına da geliyor.

Neden böyle oldum demeyi azaltıyorum.
Neden daha güçlü değildim diye kendimi hırpalamıyorum.
Neden daha erken fark etmedim diye yüklenmiyorum.

O an ne biliyorsam, onunla davrandığımı kabul ediyorum.

Kabullenme, insanın kendisine yumuşak davranmayı öğrenmesi.

Hatalarımla birlikte durabilmek.
Kırılgan taraflarımdan kaçmamak.
Her şeyi çözmek zorunda olmadığımı kabul etmek.

Bu yumuşaklık zayıflık değil.
Bu, içerden gelen bir güç.

Bazı şeyleri kabullendiğimde, onların beni daha az yönettiğini hissediyorum.

Geçmiş hala orada.
Ama sürekli çekiştirmiyor.
Acılar hala hatırlanıyor.
Ama her seferinde aynı ağırlıkla çökmüyor.

Çünkü artık direnç yok.
Sadece temas var.

Kabullenmenin bir diğer tarafı da beklentilerle ilgili.

Başkalarından beklediklerimi fark ediyorum.
Kendimden beklediklerimi fark ediyorum.

Ve bazen şunu söylüyorum.
Bunu beklemek bana iyi gelmiyor.

Bu fark ediş, insanın hayatını hafifletiyor.

Kabullenmeye başladığımda zaman algım da değişiyor.

Her şey hemen olsun istemiyorum.
Her şeyin netleşmesini beklemiyorum.
Her adımı kesin bilmek zorunda hissetmiyorum.

Belirsizlikle biraz daha rahat durabiliyorum.

Kabullenmek, her şeye razı olmak değil.
Ama her şeyle savaşmamayı seçmek.

Değiştirebileceğim şeyler için adım atıyorum.
Ama değiştiremeyeceklerim için kendimi tüketmiyorum.

Bu denge bana iyi geliyor.

Kabullenmenin başlangıcı sessizdir.

Kimse fark etmeyebilir.
Dışarıdan bakıldığında aynı hayat devam ediyor olabilir.

Ama içerde bir düğüm çözülür.

Bu noktada kendime şu cümleyi kuruyorum.

Her şey yolunda olmak zorunda değil.
Ben yolundayım.

Bu cümle her şeyi düzeltmiyor.
Ama beni sakinleştiriyor.

Kabullenme, insanın kendisine verdiği bir izin.

Hep güçlü olmak zorunda değilim.
Hep doğruyu yapmak zorunda değilim.
Her şeyi anlamak zorunda değilim.

Şu an burada olmam yeterli.

Bu durak, büyük kararların alındığı bir yer değil.
Bu durak, içerdeki gürültünün azaldığı bir yer.

Ve ben burada ilk kez şunu hissediyorum.

Kendimle aynı taraftayım.

Kabullenmenin başlangıcı böyle bir şey.
Sessiz.
Derin.
Ve insanı içerden tutan bir başlangıç.

Kategoriler:


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir