10. İlk Sorular

Bazen duruyorum.
Aslında tam durmuyorum ama içimde bir şey yer değiştiriyor.
Hayat akmaya devam ediyor ama içerden hafif bir ses yükseliyor.

Bu ses cevap değil.
Bu bir soru.

Ve şunu fark ediyorum;
Beni ileri götüren şey çoğu zaman cevaplar olmuyor.
İlk sorular oluyor.

İlk sorular sessiz geliyor.
Kimseye duyurmak istemiyorum.
Hatta bazen onların soru olduğunu bile geç fark ediyorum.

Bir huzursuzluk hissediyorum.
Bir eksiklik hissediyorum.
Bir şeyler tam yerine oturmuyor.

Kendi kendime diyorum ki.
Bir şey var ama adını koyamıyorum.

İlk sorular genelde çok sade oluyor.

Ben neden böyle hissediyorum?
Ben gerçekten ne istiyorum?
Benim için önemli olan ne?
Ben neyin içinde kendim gibi hissediyorum?

Bunlar büyük laflar değil.
Ama kalbimin kapısını tıklatıyor.

Çünkü bu sorular dışarıya değil, içime dönük.

Çoğu zaman bu sorulardan kaçmak istiyorum.
Çünkü soru sormak düzenimi bozuyor.
Alıştığım şeyleri rahatsız ediyor.
Güvende hissettiğim alanı yerinden oynatıyor.

Cevap aramak riskli geliyor.
Çünkü cevap bazen değişmemi istiyor.
Bazen cesaret istiyor.
Bazen bırakmam gereken şeyleri işaret ediyor.

O yüzden soruyu duyup geçiyorum.
Kendimi meşgul ediyorum.
Ertelemeyi seçiyorum.

Ama ilk sorular susmuyor.
Bir şekilde geri geliyorlar.
Gece uykum kaçtığında.
Hiç beklemediğim bir anda.
Bir sohbetin tam ortasında.

Onlarla konuşmadıkça, içimde büyüdüklerini hissediyorum.

İlk sorularla birlikte kendime karşı daha dürüst olmaya başlıyorum.
Başkalarına konuşmak kolay.
Ama kendime söylediğim cümleler ağır geliyor.

Mutlu muyum?
Bu hayatı gerçekten istiyor muyum?
Kendim için mi yaşıyorum?

Cevaplar hemen gelmiyor.
Ama bu soruları sormak bile beni uyanık tutuyor.

Bazen bu sorular beni yalnız hissettiriyor.
Çünkü herkesle paylaşamıyorum.
Herkes anlamıyor.
Herkes aynı yerde değil.

Sorularımla baş başa kaldığımda, kendi yolumun sorumluluğunu hissediyorum.

Bu sorumluluk ağır.
Ama aynı zamanda beni ayakta tutuyor.

İlk sorularla birlikte hayatımın merkezine doğru küçük adımlar atıyorum.
Artık sadece olan bitene tepki vermiyorum.
Yaşadıklarımı anlamaya çalışıyorum.

Dışarıdan bakınca büyük bir değişim yok gibi görünüyor.
Ama içimde ciddi bir hareket başladığını hissediyorum.

İlk soruların zor yanı şu…
Acele cevap istemiyorlar.

Hızlı çözüm yok.
Kesin yön yok.
Hazır bir yol yok.

Zaman istiyorlar.
Yaşanmışlık istiyorlar.
Sabır istiyorlar.

Acele etmeyi bıraktığımda, soruların derinleştiğini fark ediyorum.

Bazı sorular yıllarca içimde kalıyor.
Cevapları hemen gelmiyor.
Ama yaşadıkça, o soruların etrafında dolaştığımı hissediyorum.

Her deneyim bir iz bırakıyor.
Her ilişki bir şey gösteriyor.
Her kırılma bir şey öğretiyor.

Bir gün geriye baktığımda şunu söylüyorum.
Cevap aslında yolda oluşmuş.

İlk sorular, kendime verdiğim değerin bir işareti.
Çünkü kendimi önemsemediğim zamanlarda, kendime soru sormuyorum.

Kendimi ciddiye almaya başladığımda, içime dönüp soruyorum.

Her sorunun bir cevabı olmak zorunda olmadığını kabul ediyorum.
Ama her sorunun bir anlamı var.

Sorular bazen yoruyor.
Ama beni diri tutuyor.

İlk sorular, kendime açtığım ilk pencereler gibi.
O pencereden içeri hava giriyor.
Işık giriyor.
Bazen serinlik giriyor.

Ama pencere açılmadan, odanın havası değişmiyor.

Bu noktada kendime şunu söylüyorum.
Cevapları bilmiyorum.
Ama sorularımı duyuyorum.

Ve bazen bu cümle,
Kendime doğru yürüyüşümde
En sağlam başlangıç oluyor.

Kategoriler:


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir