Öyle acizdim ki bitti derken bile devam edelim istedim. Son konuşmamızı yaparken öyle sarılmak istedim ki, hem ondan kaçıp kurtulmak hem de deli gibi sarılıp öylece kalmak istedim. Her şey bitti derken bile lütfen hiçbir şey bitmemiş olsun dedim içimden. O öylece soğuk, yere bakarken ve bana olan aidiyetini tamamen kaybetmişken bile öpmek istedim onu. O gün kendimi nasıl zor tuttuğumu, bugün hâlâ tüm hücrelerimle hatırlıyorum. Ağladım o gün ve istedim ki gözyaşlarımı silsin her şey geçti desin. O kadar zor ki bir insandan nefret ederken her zerremle onu istemek. Hadi ben gidiyorum derken, acaba kolumdan tutar mı diye düşünmek o kadar acizce ki… Hem canını deli gibi yakan hem de seni iyileştirebilecek tek insanın “o” olduğunu bilmek ve bunu reddetmeye çalışmak o kadar yorucu ki… Onu bir daha görmek bile istemiyorsun ama bi sarılsa öpse her şeye tamam diyeceksin. Olmuyor tabii. Kalpsiz olan buz gibi otururken o gün giden gitti ve defalarca arkasına dönüp bakarak, bir ümit o da bakıyor mu diyerek… Ama orda oturan asla dönüp bakmadı. Seni sonsuza dek sevebilirdim, şimdi gidiyorum…
CEVABEN…
Bazen insan karşısındakine yazdığını sanır…
Ama satır aralarında kendini yargılar.
Bu mektup;
Onu affetmekle,
Kendini affedememek arasına sıkışmış bir kalemin ürünüdür.
SANA ACIYORUM…
Ve…
Neyin varsa sattın;
Gülüşünü,
Sözünü,
Sadakatini,
Bir zamanlar “ölürüm” dediğin o duyguyu…
En kötüsü de ne biliyor musun?
İnsanın malını satması ayıp değil.
Ama karakterini pazarlığa açması, işte orada insan kendini kaybeder…
Bir insan her şeyini kaybedebilir;
Parasını, makamını, çevresini…
Ama bir tek şey kalmalı…
Omurgası.
Eğer onu da sattıysa,
Geriye yürüyen bir gölge kalır.
“Tek harf bile fazla” dediğin yerde,
Aslında şunu söylüyorsun…
Ben seni değil, sende sandığım şeyi kaybettim.
VE…
Ben seni satmadım.


