“S1F1R B1R”

Bugün dışarıdaki o yapay telaşın, zoraki romantizmin ve tüketim çılgınlığının tam ortasındasın. Taksi sırasındaki kavgalar, mekanlardaki o “mutluluk oyunu” ve hediye paketlerine sığdırılmaya çalışılan sevgiler… Hepsi aslında o bahsettiğin büyük gürültünün birer parçası. İnsanlık yine çok ses çıkarıyor ama içinde koca bir boşluk taşıyor. Eğer o hediye paketini almadıysan ya da o masada yerin yoksa, sistem sana “yandın” diyor, seni bir eksiklik duygusuna itiyor. İşte tam burada durup o “Sıfır” noktasına basman gerekiyor.

Gecenin o sahte sıcaklığı, bir şeyler kanıtlama çabası bittiğinde, sabahın o çiğ ışığıyla yüzleşeceksin. Akşamın hesapsız harcanan duyguları, sabahın o ağır ve buz gibi gerçeğine çarpacak. O an aynaya baktığında karşında göreceğin kişi, akşamki o kalabalığa karışan “taklacı güvercin” mi olacak, yoksa kendi sessizliğinde dik durabilen biri mi? Taklacı güvercin gibi başkalarını memnun etmek, beklentilere göre takla atmak ve onaylanmak için ruhundan ödün vermek en kolayı. Ama o aynadaki yansıma yalan söylemez.

Metinde dediği gibi, Tanrı “çocuk değilsiniz” derken tam da bunu kastediyor. Başkaları ne der, günün anlam ve önemi neyi gerektirir diye hareket ettiğinde, aslında iradeni o gürültüye teslim ediyorsun. Kendi içindeki sessizliği kaybettiğin için, o kalabalığın içinde aslında yapayalnız kalıyorsun. Oysa gerçek dürüstlük ve merhamet, kimsenin seni izlemediği, bir kutlamanın ya da bir tarihin seni zorlamadığı anlarda verdiğin kararlardır. Hediye almadığın için “yanmak” yerine, samimiyetin ve adaletinle var olmayı seçtiğinde o buz gibi sabah seni üşütmez.

Yarın sabah o aynaya ilk baktığında, akşamki o gürültülü maskeleri bir kenara bırakmış olacaksın. Kendine “Bugün kimin için takla attım?” diye sorduğunda alacağın cevap, senin asıl inancını ve karakterini belirleyecek. Taklacı güvercinlerin gökyüzü sahtedir. Sen kendi toprağında, kendi sessizliğinde dürüst bir adım atmayı dene. Çünkü vicdan uyandığında, ne mekanlardaki yerin önemi kalır ne de eksik kalmış bir hediye paketinin.

Sabah aynadaki o ilk saniyede, kendine dürüst bir “merhaba” diyebilecek misin, yoksa o gürültünün yorgunluğunu mu taşıyacaksın?

O aynadaki ilk saniye, aslında günün geri kalanındaki tüm o sahte nezaketlerin, zoraki gülümsemelerin ve “elalem ne der” taklalarının bittiği yerdir. Eğer o buz gibi sabah ışığında kendine bakarken içindeki o huzursuzluğu duyabiliyorsan… Tebrikler..

Vicdanın hala hayatta demektir. Çünkü en büyük tehlike, insanın kendi yalanlarına inanıp o aynadaki yabancıyla barışmasıdır. Taklacı güvercinler sadece başkalarını eğlendirir, ama asla kendi gökyüzünde özgürce uçamazlar. Herkesin birbirine bir şeyler kanıtlamaya çalıştığı, sevginin hediye paketlerine, adaletin sloganlara sıkıştığı bu çağda, senin en büyük isyanın “kendin” kalabilmektir.

Kategoriler:


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir