YAĞ YAĞMUR

Ankara’nın kurşuni gökyüzü, kentin üzerine ağır bir yorgan gibi serildiğinde dünya sadece ıslanmaz. Aynı zamanda büyük bir muhasebeye durur. Yağmurun toprağa düşmeden önceki o mutlak sessizliği, aslında evrenin en büyük mahkemesinin kurulduğu andır. Gökyüzünden inen her bir damla 💧, yeryüzündeki haksızlıklara, gizli kalmış niyetlere ve unutulduğu sanılan ahitlere şahitlik etmek için yola çıkar. Toprağın bazen utancından ağlaması, bazen de bağrına basmak istemediği yüklerle sarsılması, insanın yeryüzündeki kibrine karşı tabiatın verdiği en dürüst cevaptır.

Bu dünyada lüks otel odalarında kurulan planlar, gösterişli sofralarda verilen kararlar ve sadece bugünü kurtarmaya yönelik hırslar, o büyük mizan saati geldiğinde birer toz bulutu gibi dağılmaya mahkumdur. Çünkü hakikatin terazisi ⚖️, maddiyatın geçici ağırlığıyla değil, bir yağmur tanesinin saflığı ve bir tohumun 🌱 çatlama sancısındaki o büyük adaletle tartar her şeyi.

Düşen her yağmur damlası kadar, toprağın her bir hücresi ve çakıl taşı 🪨 kadar hassas bir hesap günü vardır. Kimse bu dünyada baki değildir. Ne makamlar sonsuza dek sürer ne de kurulan tuzaklar sahibini ebediyen korur. Toprağın derinliğine inildiğinde, o görkemli hayatların yerini sadece yapılan eylemlerin çıplaklığı ve ruhun gerçek ağırlığı alır.

İnsanın insana, doğaya ve kendine ettiği zulüm, evrenin hafızasına öyle bir mühürlenir ki, bazen toprak bile o yükün altında ezilmekten hicap duyar. Fakat bu ağır hakikatin içinde asıl bilgelik, beddua ederek karanlığın bir parçası olmakta değil, her bir zerrenin ıslahı için dua ederek o büyük mizan gününe hazırlıklı girmektedir.

Zira dünya sadece bir duraktır. Geriye kalan tek şey ise akıp giden bir yağmurun ardından toprağın hafızasında yer eden o silinmez izdir.

Kategoriler:


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir