Yağmur hep yukarıdan geliyormuş gibi anlatılır.
Oysa bence önce durur.
Bir anlığına hiçbir şey olmaz.
İşte orası sıfır.
Ne ses var, ne iz.
Sadece bekleme.
Sonra bir damla düşer.
Kimseye haber vermeden.
O ilk damla birdir.
Yeryüzüyle tanıştığı an her şey başlar.
Kaldırımın rengi değişir,
Toz susar,
Hava* yumuşar.
Bir damla koca bir günü değiştirir,
Kimse fark etmez.
Yağmurun acele ettiğini hiç görmedim.
Hızlı yağsa bile gideceği yer bellidir.
Her damla kendi yolunu bulur.
“Su akar yolunu bulur” derler ya…
İşte öyle, can özüm.
Kimi camdan kayar,
Kimi toprağa gömülür.
Kimi bir yaprağın ucunda durur,
Sonra vazgeçer.
Yol dediğin şey biraz da vazgeçebilmektir zaten.
Yanlış yerde, yanlış insanlarda ısrar etmemektir.
Bak, sözümü iyi anla.
Mesele hata değil, yanlış.
Hatalarım var, kabul.
Ama bilerek eğrilik yok.
İnsan bazen kendini,
Olmadığı bir yere aitmiş gibi gösterir.
Bazen başkasının sözüne yaslanır,
Bazen çıkarına göre perde açıp kapatır.
Sonra da hiçbir şey olmamış gibi yoluna devam eder.
Dünya böyle.
Ama bu kavramlar aynı değil.
Hata başka, yanlış başka.
Ben şahsen çok hata yaptım.
Ama bilerek yanlış yapmadım.
İnsan da yağmur gibi değil mi zaten?
Bazen sıfırdayızdır.
Ne söylediğimiz duyulur,
Ne yaptığımız görünür.
“Boşa mı?” deriz içimizden.
Sonra küçük bir karar alırız.
Büyük bir hamle değildir.
Ama o karar bir damladır.
Devamı gelir.
Yağmur yere düşünce
“Neden Buradayım” diye sormaz.
Akıp gider.
Önüne taş çıkar, etrafından dolaşır.
Duvar varsa durmaz;
İz bırakır.
Yolunu değiştirmek yenilmek değildir.
Yağmur bunu iyi bilir.
En güzeli de…
Yağmur düştüğü yeri seçmez.
Dönüştürür.
Toz olanı susturur,
Sert olanı yumuşatır.
Sessizce işini yapar ve gider.
Belki de yol dediğin şey…
Bir adım atmaktır.
Gürültü çıkarmadan,
Masalara kapılara vurup kendini ispatlamaya çalışmadan,
Kimseyi ikna etme derdine düşmeden…
Yağmur gibi.
Kendi işine bakarak yürümek.


