Bazı yalnızlıklar var, özellikle onlardan uzak durduğumu fark ediyorum.
Kapı çaldığında açmamayı seçtiğim bir misafir gibi.
Meşguliyetle üstünü örttüğüm bir duygu gibi.
Eve geldiğimde hemen bir şey açıyorum.
Bir ses olsun istiyorum.
Bir görüntü, bir konuşma, bir uğultu.
Çünkü sessizlik uzadığında içimde bir yer hareketleniyor.
O hareketten kaçıyorum.
❖
Yalnız kalmamak için plan yapıyorum.
Takvimi dolduruyorum.
Gereksiz konuşmaların içinde kalıyorum.
Beni yormasına rağmen bazı ortamlardan çıkmıyorum.
Sonra bir gün anlıyorum ki, kaçtığım şey insanlar değil.
Kaçtığım şey, kendimle baş başa kalmak.
❖
Yalnızlık bazen geçmişi getiriyor.
Yarım kalmış cümleleri.
Söylenmemiş itirazları.
İçimde biriktirdiğim kırgınlıkları.
Bunların ortaya çıkmasını istemiyorum.
Çünkü düzenimi bozuyorlar.
❖
Kaçılan yalnızlık, insanın iç düzenini koruma çabası aslında.
Ama bu koruma uzun sürdüğünde içeride bir sıkışma oluşuyor.
Bir süre sonra…
Ne kadar kaçarsam kaçayım, içimdeki şey benimle geliyor.
Kalabalığa da geliyor.
Gürültüye de geliyor.
İşin içine de geliyor.
Sadece daha geç konuşuyor.
❖
Yalnızlıktan kaçtıkça kendimden de uzaklaşıyorum.
Kendime ait sorular erteleniyor.
Kendime ait ihtiyaçlar bastırılıyor.
Ve bu bastırma bir süre sonra yorgunluk olarak dönüyor.
❖
Kaçılan yalnızlık çoğu zaman korkuyla bağlantılı.
Ya içimden hoşlanmazsam.
Ya hatırlamak istemediğim bir şey çıkarsa.
Ya güçlü sandığım taraflarımın altında zayıf bir yer görürsem.
Bu ihtimaller rahatsız ediyor.
Ama kaçtıkça güçlenmiyorlar, tam tersine büyüyorlar.
❖
Bir akşam özellikle hiçbir şey açmadan oturmayı deniyorum.
Telefonu uzağa koyuyorum.
Odanın sessizliğine izin veriyorum.
İlk dakikalar zor geçiyor.
Zihnim hızlanıyor.
Ayağa kalkmak istiyorum.
Bir şeyle meşgul olmak istiyorum.
Sonra yavaş yavaş bir sakinlik geliyor.
Her şey çözülmüyor.
Ama panik azalıyor.
❖
Kaçtığım yalnızlığın aslında bir düşman olmadığını görüyorum.
O sadece bekliyor.
Ben yüzümü dönene kadar.
Yalnızlıktan kaçmak insanı ayakta tutmuyor.
Sadece oyalıyor.
❖
Kendimden kaçtığım her an bir yerimde eksilme oluyor.
Ama kendimle kaldığım her an küçük de olsa bir toparlanma başlıyor.
Bu toparlanma büyük bir değişim değil.
Bir karar anı değil.
Bir yüzleşme hiç değil.
Daha sade bir şey.
❖
Oturup kalabilmek.
Rahatsızlıkla birlikte durabilmek.
İçimdeki sesi susturmaya çalışmadan dinleyebilmek.
Kaçılan yalnızlıkla yüzleştiğimde hayatın bütün soruları cevap bulmuyor.
Ama en azından sorular artık dışarıdan gelmiyor.
İçimde yerini buluyor.
❖
Ve kaçmadığım her seferinde,
Kendime biraz daha yaklaşmış oluyorum.


