Bugünde mahkemem vardı.
Bugün o binaya girerken içimde bir ağırlık vardı.
Taş duvarlardan değil, insanlardan gelen bir ağırlık.
Ben gerçeği biliyordum.
Ne yaşandığını, neyin nasıl olduğunu biliyordum.
Ama bir başkası çıktı ve hiç yaşanmamış bir şeyi olmuş gibi anlattı.
Gözümün içine bakarak.
En çok o an kırıldım.
İnsan bazen haksızlığa değil,
Göz göre göre söylenen yalana üzülüyor.
İstesem devam ederdim.
İstesem o yalanı tek tek ortaya koyardım.
İstesem uğraşır, didinirdim.
Ama geri çektim.
Çünkü bir noktadan sonra mesele haklı çıkmak olmuyor.
Mesele daha fazla kirlenmemek oluyor.
Daha fazla sertleşmemek oluyor.
Kendi içindeki sesi kaybetmemek oluyor.
Mağdur bendim.
Canı yanan bendim.
Ama yine de bir başkasının daha fazla zarar görmesini istemedim.
Bu iyi hissettirdi mi?
Hayır.
İçimde bir sızı kaldı.
İnsan affetmeye karar verdiğinde hemen iyileşmiyor.
Sadece başka bir yük alıyor sırtına.
Yalancı bir şahit sunuldu.
Bu gerçeği değiştirmedi.
Sadece insanların neleri göze alabildiğini gösterdi.
Ben davamı geri çektim.
Çünkü uzun bir kavganın içinde kaybolmak istemedim.
Kendime yabancılaşmak istemedim.
Belki dışarıdan bakınca farklı görünür.
Belki “neden vazgeçtin” denir.
Ama bazen vazgeçmek değil bu.
Sadece daha fazla yorulmamak.
Bugün şunu anladım.
Haklı olmak yetmiyor.
İnsan aynı zamanda kendini korumak zorunda.
Ben kırıldım.
Ama içimde hala doğru bildiğim yer duruyor.
Bazen insan kazanmak istemez.
Sadece daha fazla kaybetmemek ister.
Ve ben bugün bunu seçtim.
Olay bu kadar basit değildi; mağdur olan bendim, gözümün içine bakılarak yalan söylendi, istersem sonuna kadar gidip herkese haklılığımı gösterebilirdim ama ben daha fazla kırılmamak ve kimseyi daha fazla kırmamak için geri çekilmeyi seçtim, çünkü bazen insan davayı değil, içindeki huzuru kazanmak ister.


