Önsöz
Bu kitabı eline aldıysan, muhtemelen sen de hayatın bir yerinde durup düşünmüşsündür.
Ben neredeyim…
Nereye gidiyorum…
Ve en önemlisi, ben gerçekten kimim…
Bu sorulara kesin cevaplarım yok.
Ben bu satırları yazarken kendimi senden farklı bir yerde görmüyorum.
Aynı yollardan geçmeye çalışan, bazen yorulan, bazen düşen, bazen yeniden ayağa kalkmayı öğrenen bir insanım sadece.
Bu yüzden bu kitapta sana bir şey öğretmeyeceğim.
Sadece birlikte yürümeyi deneyeceğiz.
❖
Hayatın insanı bazı duraklara getirdiğine inanıyorum.
Bunu yıllar sonra fark ettim.
O an yaşarken çoğu şey karmaşa gibi görünür.
Kaybolmuşluk gibi görünür.
Hatta bazen haksızlık gibi görünür.
Ama geriye dönüp baktığımda şunu gördüm.
Hayat beni rastgele savurmamış.
Durak durak ilerletmiş.
Her durakta bir şey bırakmışım.
Her durakta bir şey öğrenmişim.
Her durakta biraz değişmişim.
Bu kitap, o durakları anlamaya çalışma hikayesidir.
❖
Peki neden on iki?
Bu sayı benim için bir matematik hesabı değil.
Bir düzen hissi.
Düşündüğünde hayatın ritminde on iki hep vardır.
Bir yıl on iki ay sürer.
Gün, on iki saatlik döngülerle anlam kazanır.
Gökyüzü insanın karakterini anlatırken on iki burçtan söz eder.
Eski toplumlar zamanı, ticareti, ölçüyü on iki üzerinden kurmuştur.
Bu tekrar bana şunu düşündürdü.
Belki de insanın iç yolculuğunun da görünmeyen bir ritmi vardır.
Ben bu ritmi on iki durak olarak hissettim.
❖
Bu duraklar bir eğitim değildir.
Bir öğreti değildir.
Bir merdiven hiç değildir.
Kimse bu duraklardan sırayla geçmek zorunda değil.
Kimisi bazı duraklara hiç uğramaz.
Kimisi bir durakta yıllarca kalır.
Kimisi bir duraktan defalarca geçer.
Ben sadece kendi yürüyüşümde karşılaştığım eşikleri anlatıyorum.
Belki sen bambaşka bir sırayla yürüdün.
Belki bambaşka şeyler yaşadın.
Ama şuna inanıyorum.
İnsanların hikayeleri farklı olsa da iç yolculukları birbirine çok benzer.
❖
Bu kitapta anlatılan duraklar şunlar.
İnsanın her şeyin dağıldığını sandığı an…
Kendisini ilk kez gerçekten gördüğü an…
Sorularla yüzleştiği an…
Kırıldığı an…
Beklemeyi öğrendiği an…
Kendisinden saklanamadığı an…
Vicdanıyla tanıştığı an…
Affetmeyi öğrendiği an…
Yolda kalmaya karar verdiği an…
Kontrolü bırakmayı öğrendiği an…
Kendini bütün hissettiği an…
Ve değişmiş olarak hayata geri döndüğü an…
Bu durakların her biri, insanın iç dünyasında açılan bir kapı gibi.
❖
Ben bu kitabı yazarken güçlü görünmek istemedim.
Çünkü insanın en gerçek halinin güçlü olduğu anlar değil, dürüst olduğu anlar olduğuna inanıyorum.
Burada hatalar var.
Pişmanlıklar var.
Geç kalınmış fark edişler var.
Ama en çok da yeniden deneme cesareti var.
Eğer bu satırlar sana ulaşırsa, bilmeni isterim ki bu kitap yukarıdan konuşan bir ses değil.
Yanına oturmuş bir yol arkadaşının sesi.
❖
Bu kitabı hızlı okumaya çalışma.
Bazı bölümler sana tanıdık gelecek.
Bazı bölümler belki zor gelecek.
Bazı bölümler ise sessiz kalmak isteyecek.
Oralarda durabilirsin.
Çünkü insan bazen okumak için değil, kendini duymak için durur.
❖
Eğer hayat seni şu an zor bir yerden geçiriyorsa, yalnız değilsin.
Eğer bir şeylerin dağıldığını hissediyorsan, bu her zaman son değildir.
Bazen dağılan şey, seni taşıyamayan bir yapı olabilir.
İnsan bazen kaybederek değil, bırakarak ilerler.
❖
Bu kitabın tek bir amacı var.
Okurken kendine karşı biraz daha dürüst olabilmen.
Kendine biraz daha yumuşak bakabilmen.
Ve hayatın seni getirdiği duraklara sadece acı olarak değil, anlam olarak da bakabilmen.
Eğer bunu başarabilirsek, bu kitap amacına ulaşmış olacak.
❖
Şimdi birlikte yürümeye başlayabiliriz.
Yol, çoğu zaman insanın her şeyin bittiğini sandığı yerden başlar.


