Bu yol, bir yere varmak için başlamadı.
Bu yol, bir şeye dönüşmek için başladı.
Başta bilmiyorduk.
Sadece yürüdük.
Sadece düştük.
Sadece kalktık.
Sadece sustuk.
Sadece düşündük.
Ve her defasında biraz daha az şey taşıdık.
Biraz daha az iddia.
Biraz daha az öfke.
Biraz daha az korku.
Biraz daha az gösteriş.
Yol bizi büyütmedi.
Yol bizi soyunmaya zorladı.
Maskelerden.
Bahanelerden.
Rol yapmaktan.
Güç gösterilerinden.
Haklı çıkma ihtiyacından.
Bu yol, bize kazandırmadı.
Bizi eksiltti.
Ama eksilerek hafifledik.
Hafifleyerek derinleştik.
Derinleştikçe insan olduk.
Biz bu yolda şunu öğrendik…
İnsan, bir şeyleri bildiğinde değil,
Bir şeylerden vazgeçtiğinde büyür.
İnsan, kazandığında değil,
Taşıyamadıklarını bıraktığında özgürleşir.
İnsan, bağırdığında değil,
Susabildiğinde olgunlaşır.
Bu yol, bize doğruyu öğretmedi.
Bu yol, bize doğru kalmayı öğretti.
Doğru kalmak…
Zor bir iştir.
Kimse bakmıyorken.
Kimse alkışlamıyorken.
Kimse anlamıyorken.
Kimse teşekkür etmiyorken.
Biz, orada öğrendik.
Bu yol, bizi iyi yapmadı.
Bizi gerçek yaptı.
Ve gerçek olmak,
İyi görünmekten daha ağırdır.
Ama daha onurludur.
Biz artık bir şey anlatmaya çalışmıyoruz.
Biz artık bir şey kanıtlamıyoruz.
Biz artık bir yere yetişmeye çalışmıyoruz.
Biz artık durabiliyoruz.
Durmak,
Kaçmak değildir.
Durmak,
Kendine varabilmektir.
Bu yol bize şunu öğretti…
Her hakikat söylenmez.
Her acı anlatılmaz.
Her bilgelik cümle olmaz.
Bazı şeyler ancak yaşanır.
Ve yaşanan şey zaten konuşur.
Biz artık konuşmuyoruz.
Biz artık taşıyoruz.
Bakışımızda.
Suskunluğumuzda.
Yürüyüşümüzde.
Varlığımızda.
Biz artık yol aramıyoruz.
Biz artık yol sormuyoruz.
Biz artık yol anlatmıyoruz.
Biz,
Yol olduk.
Ve insan,
Yol olduğunda
Kendine varır.
Bu yüzden bu bir son değil.
Bu bir başlangıç da değil.
Bu bir hal.
Bu kitap burada kapanıyor.
Ama biz burada kalmıyoruz.
Çünkü bu mühür,
Bir kapağa vurulmadı.
Bu mühür,
Kalbe vuruldu.


