İnsan canı çok yandığında,
İlk aklına gelen şey beddua olur.
Çünkü acı, adalet ister.
Hemen.
Şimdi.
Aynı şiddette.
Ama zamanla şunu öğrendim.
Beddua, karşı tarafı yakmaz.
Beddua, önce sahibini yakar.
Birine kötülük dilediğinde,
O kötülük önce senin içine düşer.
Senin kalbinde büyür.
Senin geceni karartır.
Senin ruhunu ağırlaştırır.
Oysa dua…
Dua bir yangın değil,
Bir yağmur gibidir.
İçine düşer,
Serinletir,
Temizler.
Beni çok incitenler oldu.
Hakkımı yiyenler,
Sözünde durmayanlar,
Arkamdan vuranlar,
Susarak kaçanlar…
İstersem hepsine beddua edebilirdim.
Ama yapmadım.
Çünkü ben kötülükle yarışmak istemedim.
Ben insan kalmak istedim.
Şunu fark ettim.
Beddua, gücün değil,
Tükenmişliğin sesidir.
Dua ise hala ayakta olmanın.
Ben beddua etmedim.
Dua ettim.
Allah’ım…
Ben çok yoruldum.
Ama kalbimi sertleştirme.Beni incitenlere benzetme.
Canımı yakanların kalbini bana verme.
Benim içimdeki merhameti alma.Bana yapılanları,
Ben başkasına yapmayayım.
Ben kötülük öğrenmeyeyim.Kalbimi koru Allah’ım…
Kırıldı ama kirlenmesin.
Yandı ama kararmasın.
Yoruldu ama taşlaşmasın.Ben hala sevmek istiyorum.
Hala iyi kalmak istiyorum.
Hala insan kalmak istiyorum.Ne olur…
Beni ben olmaktan çıkarma.Amin.
Çünkü bazı insanlar…
Kötülüğü öğretir,
Ama senin onu öğrenmen gerekmez.
Bazıları seni kırar,
Ama senin kırıcı olman gerekmez.
Bazıları karanlık olur,
Ama senin ışığını söndürmen gerekmez.
Beddua etmek kolaydır.
Bir cümle sürer.
Ama dua etmek…
Bir karakter ister.
Benim karakterim,
Acıdan kin üretmedi.
Ben kötülüğe kötülükle cevap vermedim.
Çünkü şuna inanıyorum.
İlahi adalet,
İnsan adaletinden sessizdir.
Ama şaşmaz.
Ve ben…
Sessiz adalete bağırarak müdahale etmek istemedim.
Ben teslim oldum.
Beddua etmedim.
Dua ettim.
Ve o günden sonra kalbim hafifledi.
Onlar hala aynılar.
Ama ben artık aynı değilim.
İşte fark burada…


