Burada yol, ayakla değil kalple yürünmeye başladı.
Hız yoktu.
Gösteriş yoktu.
Anlatma ihtiyacı yoktu.
Burada sadece şu soru vardı…
Ben kim oldum?
Bu evrede önce sustuk.
Sonra dinledik.
Sonra fark ettik.
Sonra bıraktık.
Ve en zorunu yaptık.
Yanlış olan yanımızdan vazgeçtik.
Nefsimize benzeyen yanımızdan.
Hep haklı olmak isteyen yanımızdan.
Sürekli anlaşılmak isteyen yanımızdan.
İyi görünmeye çalışan yanımızdan.
Burada öğrendik ki:
Her iyi his, doğru değildir.
Her doğru, iyi hissettirmez.
Her merhamet, iyilik değildir.
Her sabır, erdem değildir.
Her affediş, şifa değildir.
Her kayıp, kayıp değildir.
Biz bu evrede ayırmayı öğrendik.
Merhametle korkuyu.
Sabırla katlanmayı.
Teslimiyetle vazgeçişi.
Sessizlikle kaçışı.
Yalnızlıkla yalınlığı.
Ve belki de en önemlisi…
Kendimizle, nefsimizi ayırmayı.
Artık kalbimize gelen her şeyi kutsamadık.
Her hissi “benim” demedik.
Her isteği “haklıyım” diye savunmadık.
Şunu sormaya başladık…
Bu duygu beni büyütüyor mu, küçültüyor mu?
Bu istek beni derinleştiriyor mu, sertleştiriyor mu?
Bu öfke beni arındırıyor mu, kirletiyor mu?
Bu sorular yorar.
Ama insanı adam eder.
Bu evrede yüklerimizi tartmaya başladık.
Hangisi bizim?
Hangisi bize ait değil?
Hangisi gerçekten merhamet, hangisi alışkanlık?
Ve fark ettik.
Bazı yükler sevap değildir.
Bazı fedakarlıklar erdem değildir.
Bazı susuşlar olgunluk değildir.
Bazen susmak yanlışı besler.
Bazen taşımak haksızlığı büyütür.
Bazen affetmek zalimliği rahatlatır.
Burada iyilik yapma biçimimizi de sorguladık.
Çünkü her iyilik, doğru yerden yapılmazsa insanı büyütmez…
Eritir.
Biz iyiliği kendimizi yok ederek yapıyorduk.
Ve bunu fark ettiğimizde canımız yandı.
Ama bu yanış olgunlaştırdı.
Bu evrede kaybetmeyi de yeniden tanımladık.
Artık her gidiş felaket değildi.
Her bitiş çöküş değildi.
Her kopuş yıkım değildi.
Bazı gidenler yükmüş.
Bazı bitişler kurtuluşmuş.
Bazı yalnızlıklar şifaymış.
Ve biz bunu acıyla öğrendik.
Artık biliyoruz.
Giden her insan kayıp değildir.
Bazen giden yanlış bağdır.
Bu evre insanın içindeki gürültünün yavaş yavaş susmasıdır.
Bağırarak değil.
Sessizce.
Ve sessizlikte şunu duyduk.
Biz hep bir şeyleri düzeltmeye çalışmışız.
Herkesi kurtarmaya.
Her şeyi anlamaya.
Her şeyi kontrol etmeye.
Ama burada öğrendik ki.
Herkes kurtarılmaz.
Her şey anlaşılmaz.
Her şey kontrol edilmez.
Bazı şeyler taşınır.
Bazı şeyler bırakılır.
Her şeyi ölçmekten.
Her şeye anlam biçmekten.
Her şeyi tartmaktan.
Ve ilk kez şunu diyebildik.
Ben bilmiyor olabilirim.
Ama bu, yanlış olduğu anlamına gelmez.
Bu cümle insanı hafifletir.
Çünkü kibir yoktur içinde.
Ama bilgelik vardır.
Bu evrede sertlik yavaş yavaş içimizden çekildi.
Ama bu bir zayıflama değildi.
Bu, yumuşayarak güçlenmeydi.
İncitmeden kalabilmek.
Ezmeden var olabilmek.
Üstüne çıkmadan ayakta durabilmek.
Bu kolay değildir.
Bu, insanın en zor halidir.
Ve burada şunu söyleyebilir hale geldik…
Biz artık yol aramıyoruz.
Biz yol olmaya başladık.
Bu evre insanı “iyi” yapmaz. Ama gerçek yapar.
Ve gerçek olmak, iyi görünmekten daha ağırdır.
Ama daha onurludur.


