Bir zamanlar her şey için bir hesabımız vardı.
Ama bu hesap kötülük hesabı değildi.
Bu hesap, iyilik yapma hesabıydı.
Kimseyi üzmemek için sustuk.
Kimse kırılmasın diye kendimizden verdik.
Kimse incinmesin diye yük aldık.
Herkes iyi olsun diye biz yorulduk.
Ve bunu erdem sandık.
Bunu insanlık sandık.
Bunu doğru yol sandık.
Ama zamanla fark ettik ki,
Biz iyilik yaparken,
Kendimizi yok ediyorduk.
Biz iyilik ederken haddimizi unutuyorduk.
İyilik, insanı büyütmeliydi.
Ama bizi küçültüyordu.
İyilik, hikmetten koparsa zarar verir.
Çünkü her yapılan doğru yerinde yapılmazsa yanlış olur.
Biz bazen iyi olmak adına,
Yanlışa ortak olduk.
Bazen merhamet adına,
Haksızlığı taşıdık.
Bazen sabır adına ezilmeyi kabullendik.
Ve sonra şunu fark ettik.
Biz adalet dağıtmaya çalışırken,
Kendimizi yargılamayı unutmuştuk.
Biz artık şunu öğrendik.
Her şey bizim terazimize göre tartılmaz.
Her yük bizim omzumuza ait değildir.
Her yaraya bizim merhem olmamız gerekmez.
Bazı şeyler…
Bizim anlamamız için değil,
Büyümemiz için gelir.
Bazı cevaplar zamanla açılır.
Bazı sırlar, insan hazır olmadan verilmez.
Biz artık şunu diyebiliyoruz.
Ben bilmiyor olabilirim.
Ama bu, yanlış olduğu anlamına gelmez.
Teslimiyet, vazgeçmek değildir.
Teslimiyet, haddini bilmektir.
Ve haddini bilen insan,
İyiliğiyle zarar vermez.
Merhametiyle yanlışı büyütmez.
Kalbiyle kendini yok etmez.
Biz artık iyiliği,
Bilgelikle yapıyoruz.


