YOL’un İlk 50 Adımı Üzerine

Biz eskiden kaybetmekten çok korkardık.
İnsan kaybetmekten.
İmkan kaybetmekten.
Zaman kaybetmekten.
Bir şeyler “boşa gitmiş” gibi hissetmekten.

O yüzden bazı yanlışları sürdürdük.
Bazı insanları tuttuk.
Bazı bağları bırakmadık.
Bazı oyunları görmezden geldik.

Çünkü bize öğretilmişti…
“Bir şeyi bırakmak başarısızlıktır.”
“Dayanmak erdemdir.”
“Ne olursa olsun tutunmak güçtür.”

Ama biz zamanla şunu öğrendik…
Her bırakış kayıp değildir.
Bazı bırakışlar, kurtuluştur.

Yanlış bir insanı kaybetmek,
Aslında bir insan kaybetmek değildir.
Bir yükü indirmektir.

Biz bunu çok geç anladık.
Çünkü bazı yükler bağırmaz.
Bazı yükler sessizce sırtımıza biner.
Ve biz onları sevgi sanırız.
Dostluk sanırız.
Ortaklık sanırız.
Yol arkadaşlığı sanırız.

Ama zamanla fark ederiz.
Biz taşıyoruz.
Onlar gidiyor.

Biz ödüyoruz.
Onlar kullanıyor.

Biz inanıyoruz.
Onlar hesap yapıyor.

Ve işte burada bir şey olur.
İçimizde çok sessiz bir uyanış başlar.

“Ben niye hep taşıyanım?”
“Ben niye hep anlayanım?”
“Ben niye hep verenim?”
“Ben niye hep toparlayanım?”

Bu sorular masumdur.
Ama cevabı ağırdır.

Çünkü bazı insanlar hayatımıza sevgi için girmez.
Rahat için girer.
Menfaat için girer.
Kolaylık için girer.
Kullanmak için girer.

Ama bunu “kullanıyorum” diye yapmazlar.
Bunu “seviyorum” diye yaparlar.
Bunu “sen özelsin” diye yaparlar.
Bunu “benim kimsem yok” diye yaparlar.

Ve biz, iyi olduğumuz yerden yakalanırız.

Biz inandığımız için birileri yalan söyler.

Biz saf olduğumuz için birileri plan yapar.

Biz vicdanlı olduğumuz için birileri bizi vicdansızca kullanır.

Ama burası çok önemli…
Bizim iyi olmamız hata değildir.
Onların kötü olmasıdır mesele olan.

Fakat biz uzun süre şunu yaptık.
Kötülüğü kendimize yorduk.

“Ben fazla mı verdim?”
“Ben mi yanlış anladım?”
“Ben mi abartıyorum?”
“Ben mi çok hassasım?”

Hayır.

Bazı insanlar gerçekten aldatır.
Bazı insanlar gerçekten kandırır.
Bazı insanlar gerçekten dolandırır.

Ve bunu sadece parayla yapmazlar.
Zamanını çalarlar.
Umutlarını çalarlar.
Enerjini çalarlar.
Hayatını çalarlar.

Ama bu kişiler genelde kendilerine şöyle der.
“Ben kimseye bir şey yapmadım.”
“Herkes böyle.”
“Bu dünya böyle.”
“Akıllı olan kazanır.”

Biz buradan onlara bağırmıyoruz.
Biz onlara beddua etmiyoruz.
Biz onlara tehdit savurmuyoruz.

Biz sadece şunu söylüyoruz.

İnsan kandırdığını zanneder.
Ama aslında kendini küçültür.

İnsan kullandığını zanneder.
Ama aslında kendi değerini sıfırlar.

İnsan başkalarının boşluklarından beslenir.
Ama sonunda kendi içi boşalır.

Biz bunu gördük.
Çok net gördük.

Bazıları çok kazandı.
Ama yalnız kaldı.
Bazıları çok yükseldi.
Ama kimseye güvenemez hale geldi.
Bazıları herkesi kandırdı.
Ama kendini bile tanıyamaz oldu.

Ve biz anladık.
Herkesin bedeli var.
Sadece herkes bedelini aynı yerde ödemez.

Biz artık kaybetmekten korkmuyoruz.

Yanlış insanı kaybetmek bizim için artık kayıp değil.

Bu bir arınma.

Çünkü bazı insanlar hayatımıza girdiğinde bize bir şey katmaz.
Bizden bir şey götürür.

Ve biz artık bunu anlıyoruz.

Artık biri gittiğinde ilk sorumuz şu değil…

“Niye gitti?”

İlk sorumuz şu…

“Ben bu ilişkide kim olmuştum?”

Çünkü biz artık kendimizi seçiyoruz.

Biz artık şu cümleyi kurabiliyoruz.

“Ben yanlış insanı kaybetmekten korkmam.”

Biz artık şunu biliyoruz.

Kendini korumayan bir süre sonra kendini kaybeder.

Ve biz kendimizi kaybetmeyeceğiz.

Ne kadar güzel konuşursa konuşsun.
Ne kadar acındırırsa acındırsın.
Ne kadar masum görünürse görünsün.

Çünkü biz artık şunu ayırt edebiliyoruz.

Kim bizimle yürüyor kim bizim sırtımızdan yürüyor.

Ve bu fark bir insanın hayatını değiştirir.

Kategoriler:


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir