Bu yol, baştan kolay değildi.
Zaten kolay olan hiçbir şey bizi buraya getirmezdi.
Biz bu yola düşerek geldik.
Yanılarak.
Yanlış anlayarak.
Yanlış insanlara güvenerek.
Yanlış yerde kalıp, doğru yerde susarak.
Yanlış insanlar bize bağırarak zarar vermedi.
Yavaş yavaş aldılar.
Sesimizi.
Neşemizi.
Cesaretimizi.
Kendimiz olma halimizi.
Biz fark etmedik.
Uyum sandık.
Olgunluk sandık.
Sabır sandık.
“Böyle olması gerekir” dedik.
Ama aslında kayboluyorduk.
Yanlış insanlar bizi doğrudan kırmadı.
Bizi kendimizden şüphe ettirdi.
“Abartıyorsun” dediler.
“Çok hassassın” dediler.
“Bunu büyütüyorsun” dediler.
Ve biz bir süre sonra gerçekten abarttığımıza inandık.
Gerçekten fazla olduğumuza.
Gerçekten sorunlu olduğumuza.
Yanlış insanlar en çok buradan vurur.
İnsanı kendine düşman eder.
Biz iyi olduğumuz yerden yakalandık.
Merhametimizden.
Sabırlarımızdan.
“Bir şans daha” demelerimizden.
“Belki değişir” umutlarımızdan.
Onlar değişmedi.
Biz eksildik.
Zamanımız gitti.
Enerjimiz gitti.
Hayatımızı bir ihtimale bağladık.
Ve hayat, ihtimaller için durmaz.
Yanlış insanlar giderken bile düzgün gitmedi.
Vedalaşmadı.
Konuşmadı.
Yüzleşmedi.
Kayboldu.
Ve biz,
Arkalarından kalan sorularla yaşadık.
Ama bir şey oldu.
Bir noktada durduk.
Ve şunu fark ettik…
Yanlış insanlar bizi sadece kırmak için gelmedi.
Bize bir şey öğretmek için geldiler.
Sınır koymayı.
Kendimizi korumayı.
Hayır demeyi.
Gitmeyi.
Bize,
Her kalabalığın iyi olmadığını,
Her yalnızlığın kötü olmadığını gösterdiler.
Yanlış kalabalık, insanı yalnız yapar.
Doğru yalnızlık, insanı toparlar.
Yanlış insanlar bizi kendimize yabancılaştırdı.
Ama sonunda,
Bizi yine kendimize getirdiler.
Çünkü gittiler.
Ve biz kaldık.
Sorularla.
Aynalarla.
Gerçeklerle.
Ve ilk defa şunu sorduk…
Ben ne yaşadım?
Ben neye izin verdim?
Ben ne öğrendim?
Bu sorular ağırdı.
Ama gerçekti.
Yanlış insanlar bize şunu da öğretti.
Bizi değil, boşluğumuzu sevdiklerini.
Bizimle değil,
Bizim eksikliğimizle bağ kurduklarını.
Ve bu farkındalık insanı sarsar.
Ama iyileştirir.
Sonunda şunu anladık.
Yanlış insanları bazen biz davet ettik.
Çünkü yalnızdık.
Çünkü yorgunduk.
Çünkü anlaşılmak istiyorduk.
Açken karar verdik.
Ve açken verilen kararlar,
Doğru gibi görünür ama yanlıştır.
Yanlış insanları bırakmak,
Onlarla kalmaktan daha zor oldu.
Çünkü bıraktığımız şey,
Sadece insan değildi.
Beklentilerdi.
Hayallerdi.
Olmasını istediğimiz hallerdi.
Ama artık biliyoruz…
Bir insanı değil,
Onun olmasını istediğimiz halini seviyorduk.
Ve o hal hiç gelmedi.
Yanlış insanlar bazen büyük bir yara açmadı.
Yavaş yavaş aşındırdı.
Ne zaman sustuğumuzu,
Ne zaman vazgeçtiğimizi,
Ne zaman küçüldüğümüzü
Fark etmedik bile.
Ama sonra,
Doğru yalnızlık geldi.
Sessiz.
Ama ağır değil.
Korkutucu.
Ama temiz.
Ve orada kendimizi tekrar duymaya başladık.
Kimseyi idare etmeden.
Kimseye rol yapmadan.
Kimseye yetmeye çalışmadan.
Doğru yalnızlık insanı büyütür.
Yanlış kalabalık insanı küçültür.
Bu yolun ilk 25 adımı bize şunu öğretti…
Yanlış insanlar düşman değildir.
Ama yol arkadaşı da değildir.
Onlar öğretmendir.
Acı öğretir.
Ama net öğretir.
Ve biz artık biliyoruz…
Her giden kayıp değildir.
Bazıları yol açar.


