Bir’e gelen insan bir gün fark eder ki,
Omuzları sadece yorgun değil, doludur.
Taşıdığı şeyler sadece hayatın yükü değildir.
Taşıdığı şeyler;
Yarım kalmış konuşmalar,
Söylenmemiş sözler,
Yutulmuş cümleler,
İçine atılmış hayal kırıklıklarıdır.
Bazı kırgınlıklar vardır.
Çok eski.
Adını bile hatırlamazsın.
Ama ağırlığını hissedersin.
İçinde bir yere çöker.
Zamanla sen fark etmeden davranışlarını değiştirir.
Daha çabuk susarsın.
Daha çabuk uzaklaşırsın.
Daha çabuk yorulursun.
Bir’e gelen insan şunu öğrenir.
Her kırgınlık ders değildir.
Her acı büyütmez.
Bazı şeyler sadece yorar.
Ve insan bir gün durur.
Kendine sorar.
Ben bunu niye hâlâ taşıyorum?
Bunun bana ne faydası var?
Beni neye dönüştürüyor?
Bazı kırgınlıkları bırakmak,
Affetmek değildir.
Bazı kırgınlıkları bırakmak,
Unutmak değildir.
Bazı kırgınlıkları bırakmak,
Yenilmek değildir.
Bazı kırgınlıkları bırakmak,
Hayatta kalmaktır.
Bir’e gelen insan bunu anlar.
Ve ilk defa şunu yapar.
Herkesin hatırasını değil,
kendi ruhunu korur.


