Bir’e gelmek, büyük bir şey değildir.
Bağırarak olmaz.
Kutlamayla olmaz.
Alkışla hiç olmaz.
Bir’e gelmek, içten bir sessizliktir.
Bir gün fark edersin ki eskisi gibi konuşmuyorsun.
Eskisi gibi açıklamıyorsun.
Eskisi gibi her şeye atlamıyorsun.
Eskisi gibi herkesi taşımıyorsun.
Ve bu değişim, dışarıdan bakanlara soğuk gelir.
Ama içerden bakan için, bu ilk defa sıcak bir halidir.
Eskiden kalabalıklar beni güçlü sanırdı.
Çok kişi, çok bağ, çok ses, çok temas…
Ama şimdi anlıyorum ki kalabalık, çoğu zaman kaçıştır.
Kendinden kaçış.
Sessizlikten kaçış.
Boşluktan kaçış.
Bir’e gelince insan, kalabalıkla ölçmez kendini.
Artık “kaç kişi var?” sorusu anlamını yitirir.
Onun yerine “ben burada mıyım?” sorusu gelir.
Ve bu soru, her şeyden daha ağırdır.
Bir’e gelince çevrem daraldı.
Azaldı.
Ama eksilmedi.
Derinleşti.
Herkesle konuşamıyorum artık.
Herkesle gülüp geçemiyorum.
Herkesle içimi açamıyorum.
Ve bunun suçluluk olmadığını öğrendim.
Bu, seçicilik değil.
Bu, kendini korumak.
Eskiden herkes beni sevsin isterdim.
Yanlış anlaşılmaktan korkardım.
Açıklardım.
Toparlardım.
Düzeltirdim.
Şimdi açıklamıyorum.
Çünkü anladım ki anlamak isteyen zaten görür.
Görmek istemeyen için hiçbir kelime yetmez.
Bir’e gelince şunu fark ettim.
Herkes seni bu halinle sevmez.
Daha yumuşakken, daha suskunken, daha uyumluyken daha çok insan vardı.
Şimdi daha az insan var.
Ama artık biliyorum.
Onlar beni değil, sessizliğimi seviyormuş.
Mesafe koymayı öğrendim.
Mesafenin soğukluk olmadığını öğrendim.
Mesafe, düşmanlık değil.
Mesafe, kendimi korumak…
Eskiden her bağı kutsal sanırdım.
Her tanışmayı kader.
Her beraberliği özel.
Şimdi biliyorum…
Bazı bağlar insanı büyütmez.
Bazıları emer.
Bazıları ağırlaştırır.
Bazıları içten içe çürütür.
Ve “Bu bana iyi gelmiyor” demeyi öğrendim.
Bu cümle kısa.
Ama pahalı.
Bir’e gelince herkesin yükünü taşımamaya başladım.
Herkesi kurtarmaya çalışmamaya.
Herkesin yarasını sarmamaya.
Çünkü insan, her şeyi taşıyamaz.
Ve taşıyamadığını kabul etmek, zayıflık değil.
Eskiden herkese iyi gelmeye çalışırdım.
Şimdi kendime kötü gelmemeye çalışıyorum.
Ve bunun bencillik olmadığını öğrendim.
Bu, hayatta kalmak.
Bir’e gelince yalnız kalmayı da öğrendim.
Yalnızlığın kaybolmak olmadığını.
Bazen yalnız kalmanın, bulunmak olduğunu.
Daha az konuşuyorum.
Ama daha çok duyuyorum.
Daha az anlatıyorum.
Ama daha çok anlıyorum.
Her gülüşün mutluluk olmadığını öğrendim.
Her susuşun korku olmadığını.
Her mesafenin terk olmadığını.
Bazı uzaklıklar iyileştirir.
Bazı susuşlar korur.
Bazı yalnızlıklar toparlar.
Eskiden her şeyi anlamaya çalışırdım.
Şimdi bazı şeyleri boş bırakıyorum.
Çünkü her boşluk doldurulmaz.
Bazı boşluklar, nefes aldırır.
Herkesin beni beğenmesi gerekmiyor.
Herkesin sevmesi de.
Kendimi kaybetmemek, herkesi kazanmaktan daha değerli.
Eskiden herkese her şeyimi verirdim.
Şimdi seçiyorum.
Saklıyorum.
Koruyorum.
Çünkü kıymetli olan şey, vitrine konmaz.
Bir’e gelince şunu öğrendim…
Bazı insanlar değişmek istemez.
Bazı yaralar tutulmak ister.
Bazı acılar taşınmak ister.
Ve ben herkesin hayatını onaramam.
Ama kendime sahip çıkabilirim.
Bu, kurtuluş değil.
Ama gerçektir.
Ve en sonunda şunu fark ettim…
Bir’e gelmek, mükemmel olmak değildir.
İyileşmek de değildir.
Bir’e gelmek, kendine dürüst olmaktır.
Ve bu, insanın yapabileceği en zor şeydir.


