İnsan, kalabalıkların ortasında kaybolur da en çok kendi sesini duyamaz.
Dünya konuşmayı öğretir ama susmanın nerede duracağını bilemez.
Ben sustukça anladım.
Çünkü bazı cevaplar kelimeden önce gelir.
Kalp bir kapıdır;
Zorlayan açamaz bekleyen girer.
Büyümek sandığımız şey çoğu zaman sertleşmektir.
Oysa incelik, olgunluğun en sessiz halidir.
İnsan kırıldıkça keskinleşmez, kırıldıkça şeffaflaşır.
Ve şeffaf olan, ışığı tutmaz… geçirir.
Bu yolda öğrendim ki merhamet bir erdem değil bir yük gibi taşınır.
Çünkü merhamet eden hesap tutamaz.
İntikam ezberleyemez. Kalbi kirlenirse yolunu kaybeder.
Vicdan konuşmaz aslında.
Vicdan çağırır.
Duyan gelir duymak istemeyen aklıyla oyalanır.
Ben bu dünyada haklı olmaktan çok temiz kalmayı istedim.
Kazanmaktan çok bozulmamayı.
Yükselmekten çok hafiflemeyi.
Bana öğrettiler…
“Bir şey ol.”
Ben unuttum onları ve hiç olmaya niyet ettim.
Çünkü hiçlikte unvan yoktur, etiket yoktur, alkış yoktur.
Ama Hak vardır.
Her kayıp bir azalma değil bazı kayıplar fazlalıklardan kurtulmaktır.
İnsan en çok orada rahatlar.
Ben bilmedim.
Bilmekten vazgeçtim.
İddiamı kapının dışında bıraktım.
İçeri yalnızca kalbimle girdim.
Eğer bu bir yolsa, sonu görünmeyen,
Başlangıcı olmayan…
Bilirim ki yürüyen ben değilim artık.
Yol yürür beni.
Ve anladım…
İnsana dair kalan son şey
Ne güçtür,
Ne söz,
Ne iz…
Sadece eğilebilmektir.


