Kısa bir ara…“Beden 45, Ruh Zamansız”

18.10.1980 — Bu Dünyaya Geliş Tarihim, Bedenimin “0”ı

20.11.2025 — Bugün, 45 yaşında bir beden, çok daha eski bir ruh.

Bedenin yaşı belli. Takvim sessiz ve acımasızdır. Ne çabuk geçmiş yıllarım.

18.10.1980’de başlıyor resmi hikayem.
Bugün 20.11.2025.
Aradan yaklaşık 45 yıl geçmiş. Bu sadece “nüfus kağıdı” yaşım.

Düşünce…şu soru geldi aklıma…
Bu bedene sığmaya çalışan ruh, kaç yaşında peki?
O tohum ne zaman serpildi?
Ve biz “0” ile “1” arasında nerede duruyoruz?

Bu yazıyı hem kendime, hem sana yazıyorum.
Çünkü hepimiz, kendi bedenine sonradan gelen bir ruhun misafiriyiz aslında.

“0” dediğimiz şey, çoğu insan için doğum tarihi.
Bebek ağlar, dünya “hoş geldin” diye ağlamaya cevap verir.
Takvime bir tarih işlenir, 18.10.1980.

Ama ruh için “0”, doğum değil.
Ruh için “0”, hatırlamaya başladığı andır.

Bedenin “0”ı:
– Anneden ilk nefesi alış.
– İlk ağlama.
– İlk süt kokusu.

Ruhun “0”ı ise:
– İlk vicdan sızısı.
– İlk “Bunu yapmasam daha iyiydi…” pişmanlığı.
– İlk “Keşke daha iyi biri olsaydım” iç çekişi.

Yani bedenin 0’ı takvimde, ruhun 0’ı kalpte başlar.

Belki ruh, bu dünyaya gelmeden önce hazırlanmış bir tohumdu…
“Bir gün seni bir bedene bırakacağız.
Orada sınavın; mal, can, aşk, evlat, yalnızlık, ihanet, başarı, başarısızlık olacak.
Ve sen, 0 ile 1 arasında bir yol yürüyeceksin.”

İşte bu yüzden…
Ruhun gerçek yaşı; kaç yıl yaşadığınla değil, kaç kez “insan” olmayı seçtiğinle ölçülür.

Bedenin hesabı kolay…
Doğum tarihine bakarsın, kaç yıl geçmiş bulursun.

Peki ruhun yaşı?

Ruh yaşı, üç soruyla ölçülür..

  1. Kaç kez acı çektin ve buna rağmen merhametten vazgeçmedin?
  2. Kaç kez düşürüldün ve yine de kimseyi bile bile düşürmedin?
  3. Kaç kez yalnız kaldın ve buna rağmen kötülüğe sığınmak yerine kalbini korumayı seçtin?

Bu sorulara verdiğin her dürüst “evet”, ruhuna bir yıl ekler.
Kalbinin her imtihanı, ruhunun doğum günü gibi.

Bazı insanlar 45 yaşında, ama ruhları hala çocuk.
– Sırf canı sıkıldı diye kalp kırar.
– Çıkarı için her değeri satar.
– Utanması yok, vicdanı yorgun değil; çünkü hiç çalışmamış.

Bazı insanlar var ki 45 yaşında bedensel olarak,
Ama ruhları sanki yüzyıllar görmüş gibi
– Az konuşur, çok anlar.
– Yargılamadan dinler.
– Kimsenin görmediği yerde bile kendine ayar verir, cellat kesilmez..
“Bu yaptığın sana yakışmadı.” der, hem de kendine.

Ruhun gerçek yaşı, takvimde değil;
geceleri başını yastığa koyduğunda içinden geçen cümlelerde gizlidir.

“Bugün iyi bir insan mıydım?” diye sorabiliyorsan,
Ruhun çoktan beden yaşını geçmiş demektir.

Benim için “0”
– Dünyaya geliş yılım.
– Her şeyi bilmediğim, hatta hiçbir şeyi bilmediğim dönem.

“1” ise:
– Bildiğimle, yaşadıklarımla, hatalarımla, pişmanlıklarımla oluşan tecrübe.
– Artık sadece yaşamak değil, anlamaya çalışmak.

Aslında hepimiz şu denklemde yaşıyoruz.

0 = Başlangıç (beden)
1 = Uyanış (ruh)

Aradaki yıllar ne?
– Aldığın nefesler,
– Kazandığın, kaybettiğin insanlar,
– Affettiğin, affetmediğin,
– “Keşke” dediğin,
– “İyi ki böyle yapmışım” diyebildiğin anlar.

Bazısı 0’da takılı kalır, geçemez..1’e
Sadece yer, içer, gezer, tüketir.
Ama hiç gerçek bir “1”e, yani fark edişe geçemez.

Bazısı ise ömrünün ortasında bir gün, ansızın “1” olur.
Bir cenazede,
Bir yoğun bakım kapısında,
Bir gece yalnız otururken,
Bir çocuğun gözündeki açlığı görünce,
Bir sokak hayvanının çaresizliğinde…

O an içinden bir ses yükselir.
“Ben ne yapıyorum?”

İşte o ses, ruhun kendine dönüşüdür.
O ses, seni “0”dan “1”e çeken hakikatin çağrısıdır.

İnsan tuhaf.
Hiç ölmeyecekmiş gibi plan yapar,
Yarın ölecekmiş gibi erteler.

– “Sonra yardım ederim.” der.
– “Bir gün ararım.” der.
– “Bir ara gider gönlünü alırım.” der.

Ama işte o “bir gün” dediğin şey,
Bazen hiç gelmez.

Bir bakarsın, aramayı düşündüğün insan,
Artık telefona çıkamayacak kadar sessizdir.

Bir gün kapısına gitmeyi düşündüğün anne, baba, dost;
Artık toprağın altında, sen hala erteleme alışkanlığının üstündesin.

Ruhun yaşı burada devreye girer…

Genç ruh,
– “Daha çok var.” der.
– “Hayat uzun.” zanneder.

Olgun ruh ise,
– “Hayat bir nefeslik, ama anlamı sonsuz.” der.

Ruh yaşı büyüdükçe, insan şunu fark eder…
Ölüm, korkutucu bir son değil; yansımanın, vicdanının, merhametinin hesabı ağır..

Bu yüzden ruhu yaşlı olan insan, şunu sorar..
– “Ben bu dünyadan geçerken kimseyi ezmeden geçebildim mi?”
– “Kalbime emanet edilen bu merhameti, çıkarlarım uğruna satmadım değil mi?”

Bir insanın ruh yaşını en net gösteren şey, zekası değildir.
Konuşma yeteneği de değildir, diploması hiç değil.

Ruh yaşını en çok ele veren şey merhamettir.

Bir gün yolda yürürken,
Açlıktan kemikleri sayılan bir köpek gördün diyelim.

– Genç ruh şunu der..
“Ben mi bakacağım buna, belediye baksın, başkası baksın.”
Ve geçer gider.

– Yorgun ama olgun ruh şunu der…
“Bir kap su koymak zor değil.
Bir parça ekmeği paylaşmak, beni fakir etmez.”

İşte bu iki bakış arasındaki fark,
Ruh yaşının kilometre taşıdır.

Elinde son 50 liran kaldı.
– Biri çocuğuna mama, ekmek alacak.
– Sen ise lüks bir markalı kahve içmeyi planlıyorsun.

Ruh yaşın, tercihini belirler.

– Eğer “Bunda ne var canım, ben de çalışıyorum.” deyip kendini merkeze alıyorsan,
Ruhun hala kendi etrafında dönüyordur.

– Eğer “Bu kahveyi içmesem de olur, o çocuğun gözündeki sevinç bana yeter.” diyorsan,
İşte o an, ruhunun yaşına bir yıl daha eklenir.

Merhamet, zekadan üstündür.
Çünkü zeka çıkarını hesaplar,
Merhamet, vicdanını.

Sen iyilik yaptığını sanırsın,
Aslında ruhun kendine mektup yazıyordur.

“Bak, sen böyle bir insansın.
Kalbinle gurur duyabilirsin.”

– Kimsenin görmediği yerde yetimin başını okşamak,
– Kimse duymadan bir ailenin kapısına erzak bırakmak,
– Adı anılmadan, teşekkürü duyulmadan bir hayrı yapmak…

Bunlar, ruh yaşını büyüten görünmez doğum günleridir.

İyilik yaptığın her an,
Ruhun sana şunu söyler can özüm…
“Unutma, sen sadece etten bir beden değilsin.
Sen, iyilik yapınca genişleyen bir kalpsin.”

Duvardaki saat durabilir.
Takvim yırtılabilir.

Ama ruhun içinde bir saat vardır ki,
Ne pil ile çalışır, ne elektrikle…

Vicdan.

Beden yaşlanınca gözler görmez olur,
Kulaklar iyi duymaz, ayaklar yavaşlar.

Ama vicdanın ya hiç yaşlanmaz,
Ya da sen onu bile bile öldürürsün.

Bir gün, haksızlığa uğramış birini gördüğünde,
Eğer içinden bir sızı yükseliyorsa,
– “Bir şey yapmalıydım…” diyorsan,
Ruhun yaşıyor demektir.

Eğer,
– “Bana ne, kendi derdine yansın.” diyorsan,
Ruhunun yaşı değil, ruhunun yarası büyüktür.

Vicdan, ruhunun nabzıdır.
Çarptıkça insansın.
Sustuğunda, dışarıdan nefes alsan bile içeride ölmeye başlarsın.

Ve; can özüm…

Nerden geldik?
Bir rahmin karanlığından, bir evin koridorlarına,
Oradan sokağa, şehre, kalabalığa…

Nereye gidiyoruz?
Toprakla sarılacağımız bir sessizliğe,
Ama hesabı görülmemiş bir iç dünyaya.

Her insan, iki yolculuk yapar…

  1. Yatay yolculuk
    – Evden işe,
    – İşten markete,
    – Oradan eve.
  2. Dikey yolculuk
    – Nefisten kalbe,
    – Kalpten vicdana,
    – Vicdandan hakikate.

Çoğu insan birinci yolculukta ömrünü bitirir,
İkincisine hiç başlamaz.

Bedenin yatay yolculuğu modern dünyanın trafiğinde kaybolurken,
Ruhunun dikey yolculuğu, sessiz bir odada, gece yarısı başlar.

Kalbini yokladığın o an var ya,
İşte orası, nerden gelip nereye gittiğini fark ettiğin noktadır.

Bu satırları yazarken,
Aslında sana değil, kendime de hesap veriyorum…

“45 yıl geçti beden yaşıyla.
Peki, ruhum kaç yaşında?”

– Kaç kez sustum, haksızlığa ortak olmadığım için gurur duydum?
– Kaç kez kırıldım, ama kırmak yerine içime çekildim?
– Kaç kez yanıldım, ama o yanılgıdan daha merhametli bir insan olarak çıktım?

Her sorunun cevabı, ruh yaşımı büyütüyor ya da küçültüyor.

Kendine yazan bir insan, aslında şunu yapar…
Günün muhasebesini kağıda döker.

“Bugün kaç kişi için ‘iyi ki hayatımda’ dedirttim?
Kaç kişiye ‘İyi ki tanımıyorum’ dedirttim?”

Ruh yaşı, işte bu gün sonu raporlarında saklıdır.

Eğer illa bir cevap istiyorsan,
Ruh yaşımın takvimle ölçülemeyeceğini söylemek zorundayım.

Ama şunu biliyorum:

– Bir sokak hayvanının başını okşadığın her gün,
– Hiç tanımadığın birinin yükünü hafiflettiğin her an,
– Çıkarınla vicdanın çatıştığında vicdanı seçtiğin her saniye,

Ruhuna bir yaş daha ekleniyor.

Belki bedenin 45’inde,
Ama ruhun belki 5’inci defa doğuyor,
Belki 100’üncü sınavını veriyor.

Gerçek ruh yaşı;
kırdıklarının sayısından çok,
kaç kez kendinden vazgeçip bir başkasını düşündüğünle ölçülür.

Bu satırları okurken, kendine şu soruyu sor.

“Bugün, birilerinin dünyasında 0 mıydım, yoksa 1 miydim?”

0…

Varlığı çok da fark edilmeyen, etkisiz, sıradan bir gölge.

1….

Bir cümlenle, bir davranışınla, bir merhamet anınla
birinin hayatında fark yaratan kişi.

Son sözüm can özüm…
Bu dünya bir gün sıfırlanacak.
Geriye kalan tek şey,
kalplerin hafızasına kazınan merhametin, iyiliğin ve vicdanın olacak.

Bedenin yaşı takvimde,
Ruhunun yaşı ise; bugünden sonra nasıl yaşayacağına bağlı.

Kategoriler:


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir