10.BÖLÜM — Dönmeyen Tren

Şehir, insanı önce yutar, sonra unutur.
Ben yutuldum.

Geldiğim ilk gün, istasyonun üzerinde asılı duran tabelaya bakakaldım.
Yabancıydı.
Kelimeleri tanıyordum, hayatını değil.

Kalabalık bir tren daha geldi.
İçinden insanlar taştı.
Bir telaş, bir koşuşturma… herkes yetişmeye çalışıyordu.

Ben sadece duruyordum.

Gitmek istediğim bir yer yoktu.

Yıllardır köprüde bekleyen bir sözüm vardı ama şehir, söz bilmez.
Şehir, acele ve unutuşla beslenir.

Sabahları işe gidiyor, akşamları aynı yorgunlukla geri dönüyordum.
Her gün aynı yüzler, aynı sesler, aynı kirli neon ışıkları.

Bir gece vardiyasından çıkıp tren istasyonuna yürüdüm.
Hava soğuktu.
Cebimde ellerim yoktu. Ellerimde üşüyen bir geçmiş vardı.

Dizlerim titrerken bir banka oturdum.

Tren gelecekti.

Bilirsin, bazı trenler sadece yolcu taşımaz…
İnsanların ihtimallerini taşır.

Bir çift önüme geçti.
Kadının atkısı beyazdı.
Adam atkıyı düzeltirken, kadına dokundu.
Gülüştüler.

Ben de gülümsedim ama içimde bir şey çöktü.

O beyaz atkının ucunda sen vardın.
Beyaz vardı.

Tren yanaştı.

Kapılar açıldı.

Kalabalık ilerledi.

Bir an düşündüm…

“Şimdi binsem… nereye giderim?”

Beyaz’sız her yer karanlıktı.
Onun olmadığı her şehir, zindan gibiydi.

Ben… binemedim.

Ayağa kalktım.
Trenin içindeki ışıklara baktım.
İnsanlar sıcak koltuklara oturuyor, pencereden dışarıya bakıyordu.

Tren hareket etti.

Çığlık atmadan içimde bir şey koptu.

“Ben burada duruyorum.”

Bazı trenler gelir ama dönmez.
Bazı insanlar gider ama geri dönemez.

Köprüyü düşündüm.
Taşların soğukluğunu.
Atkısının tenime değdiği o günü.

Ve o an anladım…

Ben dönmek için söz vermiştim,
ama şehir beni dönmeyecek biri yapmaya çalışıyordu.

O gece pansiyona döndüğümde aynaya baktım.

Gözlerim başka birine aitti.

Yorgunluk değildi o.
Kaybolmuşluktu.

Beyaz’ın gözlerimde bir vakit yaktığı ışık sönmek üzereydi.

Kendi kendime…

“Ben sözümü unutmadım.
Bu şehir unutturmaya çalışsa da…”

Ellerimi yüzüme kapattım.

İçimden ağladım.

“Bir gün döneceğim.”

Ama o gece ilk defa şunu düşündüm.

“Ya o artık beklemiyorsa?”

Tren dönmedi.

Ben de.

Ben, sadece kalakaldım.

Kategoriler:


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir