Gece, köyün üzerine ağır bir sessizlik gibi çökmüştü. Ay görünmüyor, yıldızlar bile sanki bu geceden uzak durmak istiyordu. Kamyonu köprünün birkaç metre gerisine parkedip motoru kapattığım anda, duyduğum ilk şey kendi kalbimdi. Motorun susmasıyla içimde yıllardır susturamadığım ses yükseldi.
Elimi ceketin iç cebine attım.
Kenarı kıvrılmış, zamandan nasibini almış bir mektup çıkardım. Kağıt, cebimde taşımaktan yumuşamıştı. Kaç gece açıp baktığımı hatırlamıyorum. Kaç kez okuyup yeniden katladığımı da. Ama hiçbir zaman veremedim.
Çünkü bir insan kalbini teslim ettiği kişiye kelimelerle yaklaşamaz bazen. Kelime küçük kalır, kalp büyük.
Köprünün taş korkuluklarına yaklaştım. Parmaklarım soğuğu hissetti. Taşın yüzeyi pürüzlüydü. Sanki yılların ağırlığı, üzerimdeki yorgunluk gibi oyulmuştu.
Mektubu açtım.
Sayfada onun adı yazıyordu.
Bir kelime.
Tek bir kelimeyle başlayan bir ömür…
Beyaz.
O mektubu ilk yazdığım günü hatırladım.
Şehirde, kirli bir pansiyon odasında.
Tek penceresi duvara bakan, rutubet kokan bir oda.
Masanın üzerine eğilmiş, yağmurun cama vurduğu sesi dinliyordum. Sanki yağmur bile senin adını söylüyordu. Kalemi elime aldım. Kelimeler önce gelmedi. Yüreğim dolu, elim tutuktu.
Sonra, kelime kendini buldu.
Bir satır yazdım.
Bir satır daha.
Kağıdın sonunda elim durdu. Bir şey eksikti. Bir ses. Bir nefes. Cesaret belki. Sonra o cümle çıktı.
“Bir gün döneceğim.”
Ve o günden sonra mektubu hep yanımda taşıdım.
Şimdi köprünün üzerindeydim.
Su, aşağıda karanlığın içinde akıyordu. Su sesi bile ağlıyordu.. Sanki dünya, bu mektubun sessizliğini korumak için nefesini tutuyordu.
Okumaya başladım.
Bir insan bazen gider, çünkü kalmak için gücü yoktur.
Cümleyi okurken sesim titredi.
Ben gitmek zorundaydım. Ama hiçbir zaman senden gitmedim.
Gözlerimi kapattım.
Kelimeler yanaklarıma düştü.
Belki rüzgar sandım, belki suyu.
Son cümleyi sessizce okudum.
Ben buradayım.
Elimi taşın altındaki küçük bir boşluğa uzattım.
Mektubu oraya sıkıştırdım.
Taş hafif oynadı, sanki yıllardır bir söz bekliyormuş gibi.
Rüzgar saçlarımı savurdu.
Atkım yüzüme değdi.
Onun kokusu yoktu ama onun izi vardı.
Bir adım geriye çekildim.
Sesim istemsizce yükseldi; artık içimde tutamadığım bir söz vardı.
— Bir gün döneceğim.
Bu kez kendime değil…
kaderime söyledim.
Ardıma dönüp yürüdüm.
Köprüden uzaklaştım.
Geri bakmadım.
”Çünkü bazen geri dönebilmek için
arkaya bakmadan gitmek gerekir.”


