Sende sev.
Çünkü sevmenin ağırlığını taşıyabilen kalpler özeldir.
Ama ömrünü, yarım duran ruhların gölgesine bırakma.
Bazı kadınlar vardır; gelir gibi görünür, gitmeyi çoktan planlamış halde.
Sanki kalbine dokunmuş gibi…
Sanki senin bir hikayenin kahramanı olacakmış gibi…
Ama aslında sadece kendi eksikliğini senin varlığında tamamlamaya gelmiştir.
Ve sen bilmeden tamamlamaya çalışırsın.
Bir gülüşüne anlam yüklersin, bir bakışına gelecek.
Aslında o yürüyordur; sen tutmaya çalıştıkça, elinde sadece kendi çaban kalır.
Hiçbir söz söylemezler giderken.
Çünkü sessizlik, yüzleşmekten daha kolaydır.
Bir selamın sıcaklığıyla başlatıp,
Bir veda cümlesine bile değmeyen bir soğuklukla bitirirler.
Ve sen kalırsın.
Sadece sevmiş olmanın yüküyle değil,
Verdiğin emeğin, gösterdiğin sadakatin, susarak taşıdığın saygının ağırlığıyla.
İnsanın en derin acısı;
Gittiği için değil,
Kendisini hiç anlamamış biri için zaman harcamış olmakmış meğer.
Ama yine de kızma.
Bazen kaybetmek kurtuluştur.
Bazen arkadan kapanan kapı, aslında seni içeri hapseden duvarın yıkılışıdır.
Sen dürüst sevdin.
İçten, omurgalı, temiz.
Kendi karanlığını başkasına bulaştırmadan,
Kendi yaralarını kullanmadan sevdin.
Ve işte bu yüzden, eksilmedin.
Giden, seni alamadı yanında.
Çünkü senin değerini taşıyacak eller, henüz kendi yükünü bile taşıyamıyordu.
Bir gün, ruhunun sesini duyan biri gelecek.
Dokunmak için değil, kalmak için.
Kendi varlığını koyacak senin yanına,
Aldığı gibi değil, verdiği gibi var olacak.
O gün anımsayacaksın;
Gidenler hiç gelmemiş aslında.
Ve diyeceksin ki:
“Ben kaybetmedim, sadece yanlış kapıda bekledim.”
Sev, yine sev.
Ama artık kendini unutmadan.
Kalbini bir başkasına değil, önce kendi hakikatine yaslayarak.
Çünkü sevgi, doğru ruhta yurt bulduğunda,
Acı geçmiş olmaktan çıkar,
Şükre dönüşür.
Ve sen, bugün öğrendin…!
Sevgi karşılık bulmasa da değerini kaybetmez.
Ama insan, kendi kalbini görmezden gelirse
işte o zaman kaybeder.
Sen kalbini gördün.
İşte bu yüzden kazandın.


