”Dünyada Sıfır (0), Ahirete Bir(1)”

Bir zaman geliyor insan sormayı bile bırakıyor.
Çünkü anlıyor ki, yitirdiğini sandığı şey bazen hiç var olmamış.
Ayrılıklar bir gün biter, ama insanlıktan düşüş bitmez.

Kalpte başlayan bir mezardır.

İnsanlar ayrılırken her türlü kötülüğü yapar.
Bazısı gider ama kötülüğü kalır;
Bazısı gider ama insanlığı kalır.

Zaman geçer, takvim değişir, şehirler susar,
Ama vicdansız kalbin sesi kesilmez.
Çünkü kötülük bir zaman meselesi değil;
Vicdan meselesidir.

Bazı insanlar toprağın üstünde yürür;
Bazıları çoktan içlerinde gömülmüştür.

Ve ben biliyorum…
Toprağa girdiğim gün bana kimse şunu sormayacak.
“Kefenin neden siyah? Neden beyaz değil, krem değil?”
Kimse,
“Senin kefenin çok kaliteli, hadi seni cennete alalım” demeyecek.

Orada tek hesap var…
Kalbin rengi.

Benim vasiyetim belli.
Siyah kefen, dört omuz, bir gassal.
Gösterişsiz, sessiz, tertemiz bir gidiş…

Çünkü 10.000 kişiyle gösterişli gitsen ne olur?
Henüz mezardan çıkmadan, mezarlık kapısında bile
Dedikodular, çıkarlar, gösteriş yarışı devam eder.
Riyakarlığın çiçeği mezar kapısında açar.

Bu yüzden kalabalığa değil, samimiyete talibim.
İsimsiz bir mezar taşı, iki tahta parçası yeter bana.

Çünkü mermer parlasa da,
Takva daha parlaktır.
Mermer kırılır, isim silinir,
Ama gönle dokunan iyilik ebedidir.

Yüz yıl sonrasını düşün?
Mermer kalacak mı?
Adını bilen olacak mı?
Hangi arabaya bindin diye mi soracaklar?

Hayır.
Soracaklar…

“Kalbinde kimdin?
Kime iyilik ettin?
Kimi incitmedin?”

Bu hayat, biriktirme değil;
Bırakma meselesidir.
Eşya değil, iz bırakma…
Gösteriş değil, dua bırakma.

Dünya bir misafirhane.
Oda geçici, yolculuk ebedi.
Son nefes kapandığında dudak değil,
Vicdan konuşacak.

Ve orada asıl soru şu olacak…

“Kaç gönülde yer bıraktın?”

Cevabın yoksa,
Kalabalığın ne faydası var?

Bugün parıldayan yüzler unutulur;
Bugün alkışlayanlar yarın döner yüzünü.
Ama bir yetimin başını okşadıysan,
Bir çocuğu sevindirdiysen,
Bir mazluma el uzattıysan,
O iz silinmez.

Toprak mermeri tartmaz;
Kalbi tartar.

Bir gün ölüler şehri bizi bekliyor.
Ama ben yürüyen ölülerden korkuyorum aslında.
Merhametini kaybedenlerden.

Bu yüzden diyorum.
Sıfırdan geldim, sıfırdan geçtim,
Bir şey istiyorum sadece.
Temiz bir son.

Dört dua, bir kefen,
İsim değil iz,
Gösteriş değil hakikat,
İnsana değil Allah’a yakınlık…

Çünkü asıl mezar taşımız,
Üstte değil,
Geride bıraktığımız kalplerdedir.

Ve o gün geldiğinde,
Sorsunlar bana sadece.

“Sen kimin için iyiydin?”

Ben de diyeyim ki…
“İki gönül aldım, üç çocuk güldürdüm,
Kir tutmadım, arınmak için mücadele ettim, kin tutmadım,
Ve dünyadan sıfır,
Allah’a bir olarak yürüdüm.”

İşte bütün yolculuk bu.
Ne fazlası, ne eksiği.

Temiz gel, temiz git.

Kategoriler:


Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir