Bir zamanlar çocukluğumuzun gölgesiydi siyah önlük…
Dizleri yamalı pantolonların, annelerin sabah sabah ütülediği beyaz yakanın,
Sokaklardan okula koşan ayakların sessiz şahidi.
Sade, mütevazı ve vakurdu.
Ne marka tanırdı, ne gösteriş…
Herkesi eşit kılan ince bir kumaş parçasıydı aslında.
Zengin de giyerdi, yoksul da…
Aynı sıraya oturup, aynı hayallere uzanırdık onun içinde.
Ceplerinde taşınan misketler,
Katlanırken düşen kurşun kalemler,
Tebeşir tozu bulaşmış kolları…
Bir milletin aynı noktadan yürüdüğü günlerin simgesiydi.
Siyah önlük…
Belki bugünün çocukları bilmez,
Ama biz biliriz o rengin aslında ne kadar ışık taşıdığını.
Karanlık değil, geleceğin rengiydi.
Ve bazen düşünüyorum…
Şimdi dünya çeşit çeşit renklerle yıkanırken,
Biz o tek renk içinde
Ne kadar çok renge dönüşmüşüz meğer.
Bir ders verir gibi seslenir hala içimde,
“Eşitlik, gösterişsizliğin içinde saklıdır.”
Ve ben her hatırladığımda
Bir çocuk olurum yine.
Yürürüm okul yolunda…
Avuçlarımda umut, yüreğimde masumiyet,
Üstümde siyah önlük.


